• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi

MEHMET ATILGAN

MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK)
03/04/2017

       Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri  düşündüler ve üç dağın da en tepesine üç ateş yaktılar. Yakılan ateşler meşale gibi uzun süre aydınlattılar çevreyi. Bir gün üç ayrı  ateş aynı anda aşağı noktalara çıngı saçmaya başladılar.  Oralarda da ateş kümeleri oluşmaya başladı. Ateş gruplarının alt kısımları km' lerce ormanla kaplıydı. Dünyanın nadir ağaçlarının çoğunu barındırıyordu bu deniz ormanları. Köyde bitiyordu ormanlık alan.  Küçük ateş grupları atalarından öğrendiklerini uygulamak için çıngı saçmaya karar vermişlerdi. Sırrı insanlar tarafından bilinmeyen bu olgu sonucunda, aşağıya doğru uzanan yakındaki ormanlar kademe kademe yanmaya başladılar.. Köy halkı yangın haberini aldığında, söndürülmesinin 0lanaksız olduğunu görmüşlerdi. Yapılacak bir şey olmadığı görenler tarafından anlaşılmış ve yangının köye sıçraması korkusu sarmıştı yürekleri. Böylesi bir tehlike ve korkuyu ilk kez yaşadıklarının farkındaydılar. Umarsız bir bekleyiş haliydi yaptıkları. Yangın dört bir taraftan başladığı için kaçabilme olanağı da yoktu. Herkes birbirine bakarak ne olacaksa olsun şeklinde düşünüyordu. Hararet yüzlerine vururken ateş külleri yağıyordu üstlerine. Dört bir taraftan saran alevleri korkuyla seyretmekten başka yapılacak bir şey olmadığını herkes anlamıştı. Her kafadan farklı sesler çıkıyor, gittikçe ısınan havada kaybolan öneriler yapılıyordu. Bunlardan en mantıklısı, şifalı suların merkezi olan köylerindeki hamamların havuzlarını doldurup suyun içerisinde toplanarak yangından kurtulmak önerisiydi. Yüzleri güldürmüştü bu öneri ama bu kez de, havuzların herkesi nasıl alacağı düşünülmeye başladı. Yangından kurtulmaya çalışırken birbirlerine düşmeleri düşüncesi kaygı yaratıyordu. Bu arada kalabalık arasında, kendinden emin, mütebessim tavrı ile birisi vardı ki, herkes ona kızgındı. İlk ateşi yakandı bu kişi… Telaş, korku, çaresizlik hali devam etmekteydi. Sıkışmaktan ötürü büyük acı çekenlerin feryatları duyulduğu esnada sürpriz bir gelişme oldu; sanki bir düğmeye basılmış gibi yangın bir anda ve tüm alanlarda durmuştu. Herkes şaşkındı ve öylece bakakaldılar. İçlerinde sakin olan tek kişi vardı; ilk ateşleyen.

            Yangın, hem korku hem sevinç yaşatmış, insanlar, suskun ve düşünceli bir ruh haliyle dinlenmek ve uyumak için evlerine dağılmaya başlamışlardı. Yaşadıkları sarsıntı çoğunun sabaha kadar uykusuz kalmasına neden olmuştu… O sabah geçmişte olduğu gibi güneş bir kez daha parlak ışıklarını uzatmıştı orman köyünün üzerine. Sabah kalkışı köyün hareketlenmesini sağlarken, solunan havadaki acayiplik herkesin dikkatini çekiyordu. Ve insanlar merakla sağı solu incelenmeye başladılar.
          Köy meydanındaki görüntü, çok sayıdaki insanın plansız ve hedefsiz farklı yönlere doğru koştuğu şeklindeydi. En canlı duygu ise meraktı. Soludukları kokuya bir anlam veremiyorlardı. Eskiden tanıdıkları bu kokuyu bir kişi bile tanımlayamadı. Çam kokusu idi bu. Ama kül olmuş bir ormandan böyle bir kokunun çıkması olanaksızdı!
          Telaş, korku ve merakın iç içe yaşandığı duygularda hareketlilikle sakinleşen ruh hali merakı öne çlkarmış, neden niçin sorularını kendilerine sormaya başlamışlardı. "Çam kokuyorsa, bu ormanla ilgilidir" diyorlardı. Ve hep birlikte ormanı kuş bakışı izleyebilecekleri tepeye yöneldiler. Soluk soluğa bir koşturmanın son bulduğu tepede toplanma epey bir süre devam etti. Sık sık soluklanarak nefes yetiştirenlere kesik kesik öksürenler eşlik ediyordu. İlk ulaşan, uzun süre görüşemediği yanı başındaki köylüsüne bir baktıktan sonra ormana yöneltiyordu bakışlarını. Ve bu hareketten sonra herkesin ağzı ve gözleri epey bir süre açık kalıyor, tekrar yanındaki komşusuna sorgulayıcı bakışlarla, konuşmadan bakmaya devam ediyordu.
           Görüş mesafesinde uzanan yemyeşil bir orman vardı önlerinde. Yaprakları daha bir yeşil, daha bir canlıydı bu ormanın. Çam kokularının buğusu ağaçların üzerini bir yorgan gibi kaplamış, dönerek hortum oluşturup, gökyüzü sonsuzluğunda kaybolmuştu…
         Bir kişi dışında olan bitene akıl erdiren ya da yorum yapan yoktu. Ne yapılabilirdi ki, eşi ggörülmemiş ya da duyulmamış olaylar herkesin gözleri önünde yaşanmıştı. Gerçeklerle bilimsel yaklaşımla açıklanmayacak bir durum sözkonusu idi. Bir kez daha akşam oldu köyde. Herkes daha mutlu ama biraz daha kafası karışık olarak döndüler evlerine.
          İnsanlara sormuşlar: Su mu hızlı akar, rüzgar mı hızlı eser yoksa zaman mı çabuk geçer? Diye. Deneklerin yüzde ellisinden fazlası, zaman diye yanıt vermiş. Bu sonuca katılmamak mümkün değil. Nitekim köyümüzde de zaman, günler ve aylar olarak o kadar hızlı geçmiş ki, yaşadıklarının üzerinden geçen süreyi anımsadıkça insanlar hayret etmişler ama o ilginç ve inanılmaz olayı da bir türlü unutamamışlar.
        Muhtar, köyde tellâliye hizmetini yeni başlatmış, bu hizmeti yapması için de gece bekçisini görevlendirmişti. Köy meydanında kürsü gibi duran büyük taşın üzerine çıkarak yüksek sesle bir şeyler söyleyen bekçinin ne dediğini anlamak için köy halkı yavaş yavaş meydanda toplanmaya başlamıştı.
      — Duyduk duymadık demeyin. Muhtarımızın emridir. Yarın saat 11' de köyümüzde misafir olan bir zat tüm köy halkına hitap edecektir. Herkesin o saatte bu meydanda toplanması duyurulur… Duyduk duymadık demeyiiin!..  Herkes yine merak içerisinde birbirine bakarken, olacakları tahmin etmeye başlamışlardı.
      — Uzaklardan geldiği söyleniyor, Gelişi köyde yapılacak bir baraj içinmiş...   Kardeş köy uygulaması çerçevesinde dünyanın bir ucundan geliyormuş....    Çok ünlü biriymiş diyorlar… Gibi söylemlerle insanlar gece yarısına kadar birbirleriyle konuştular.
      Ertesi gün erkenden, daha çok da yaşananlarla ilgili bir beklentiyi akıllarından çıkarmadan meydanı doldurdular. Vakit geldiğinde daha önce hiç görmedikleri bir kişi taşın üzerine çıkarak kalabalığa el sallamaya başladı.
      Üzerinde açık renkli bir elbise, soluk mavi bir gömlek vardı. Bembeyaz saçları yaşlı olduğunu gösteriyor, çevik hareketleri ile bu hali biraz gölgeleniyordu… İlk kez bakıldığında dikkat çeken tarafı ise kulaklarının ve burnunun sivri imiş gibi görünmesiydi.
      Gömlek kol ağızları çok geniş olduğu için konuşması esnasında her kol hareketi ellerinde bir kumaş parçasını sallıyormuş gibi bir görüntü veriyordu. Pantolonunun paçaları da İspanyol paça şeklindeydi. Bir giriş yapmadan başladı konuşmasına: Aylardır aranızda yaşıyorum,  oldu ilk sözü.
      —Her gün farklı bir insanın suretine girdiğim için beni tanıyamazsınız. Bildiğiniz bir dünyalı yok karşınızda. Kalabalığın şaşkınlık ifadesi uğultu şeklinde yansımıştı.
       —Dünyanın güzelliği ile ünlü en nadir bölgesinde yaşıyorsunuz. Ormanın yasal nimetleri, önünüzden akıp giden balıkçılıkta ünlü ırmağının olanakları ve el sanatlarından edindikleriniz size rahat bir yaşam sağlarken, bunun değerini takdir edemediniz. Kardeşçe, sevgi dolu bir yaşamın mevcut olanaklarını kullanamadınız!  Herkes,  “ne diyor bu?” anlamında birbirine bakmaya başlamıştı. Elinin ucundaki mendil benzeri kumaş dört bir tarafa sallanmaya devam ediyor, konuşmasını sürdürüyordu.
       — Küçük büyüğünü bilmez olmuştu bu beldede. Büyükler olabildiğince aymaz. İnsanlar ilişkilerinde içten değil. Dedikodu, çekiştirme bir araya gelişlerde meşguliyetiniz olmuş. Komşunun derdine ortak olunacak yerde körüklenmiş, düşman tavrı gösterilmiştir. Bu anlamda bir arada yaşanılmayacağının bilincinde olanlar geleceklerinden kaygı duymaya başladılar. Ama bir şeyler yapamamak da sıkıntılı başka bir durum yaratmıştı.
        —Köyde yaşlı, kimsesiz kadın öldüğünde kokusundan anlaşılmış bu dünyayı terkettiği. Defin işini bile zorlanarak yaptığınızı biliyorum. Komşular olsun, akrabalar olsun kadının yalnız başına ölümünde kimse sorumluluk üstlenmedi. Bütün bunların bu yörede ahlaki değerlerin ne durumda olduğunu göstermiyor mu?
         Can kulağı ile dinlerken, kimi anlıyor, kimi anlamıyordu. Ama herkesin aklı kişinin kimliğinde, "kimdir bu yav" deniliyordu. Adam konuşmasına devam etti. 
       — Siz biliyor musunuz dünyanın tatlı su fakiri olduğunu? Afrika'da bırakın temizliği, içme suyu bulamayan insanların bulunduğunu, olanakların yanlış değerlendirilmesi ve çevre temizliğine dikkat edilmemesi yüzünden iklimlerin değiştiğini ve dünyanın ısındığını... Tam da bu sırada hissedildi ve kalabalığın küçük bir hareketlenmesinden sonra herkes olduğu yerde kalakaldı!
       Aniden bembeyaz oldu çevre. Güneşte kar beyazı, öğle sıcağında güneşe bakıp kalan göz misali... Ve her tarafta kamaştıran bir parlaklık. Herkes hareketsiz ve şaşkın. Ne olduğunun anlaşılması telaşı var. Çok geçmeden de insanları birbirine çarpıştıran küçük bir sarsıntı...  Neler oluyor dercesine bakışan insanlar... Orada bulunanların rahatça duyabileceği bir kahkaha. Ortam normale döner dönmez gözlerin üzerine döndüğü konuşmacı. Müteessir ve kaygılı bir bakışla kalabalığın kontrol etmesi.
       İçlerinde telaşlı olan kişi o. Bir oraya bir buraya bakışından insanları incelediği belli oluyor. Memnun gibi bir duruş sergilemekte. Mütebessim ve söyleyeceği daha bir şeyleri var kanısı uyandırıyor.                              
         —Sizlere ve ilişkilerinize bağlı her şey. Huzur içerisinde yaşamak sizin elinizde… Herkesin ilgisini tekrar çekmeyi başarıyor.
          —Dünyanın en güzel yerinde yaşıyorsunuz, mutlu yaşayabilmeyi de bilmeniz gerekir. Hatırlayınız bundan aylar öncesi bu dengenin olabildiğince bozulduğunu, birbirinizi tanımaz hale geldiğinizi. Yaşamanın mutlu yaşamak anlamını taşıdığını.. Ben aylar öncesinden katıldım aranıza. Sizlerin arasında yaşadım, gözlemlerde bulundum.  Hep bekledim bir şeylerin değişmesini. Ne yazık ki, olmadı. Sonra başlatmak zorunda kaldım…  Biliyorum benim kim olduğumu merak ediyorsunuz. Hepsini anlatacağım.... Kalabalık pür dikkat dinliyor, kimseden çıt çıkmıyordu.
        Sonra kafasını yukarı kaldırarak dağların yönünde bakmaya başladı. Konuştuğu yere yakın duranlar da ona iştirak edince meydanda toplananların hepsi aynı yöne bakar oldular.
       —Hatırlayınız, köyünüzü çevreleyen üç tepede meşaleler yakarak hepinizin merakını cezbetmiştik. Onların yakıcı özelliği bulunmazken,  hiç bir şeyden ibret almayan halinize bakarak yakıcı özellik kazandırdık. Alevlerin hararetini burnunuzun dibinde hissettirdik ve bir şeylerin farkına vardığınız zannı ile eski haline çevirdik. Sevda tepesinin sevgi meşaleleri idi onlar.
         Ormanınız, önünüzden akan billur ırmak, emeğinizin karşılığı gül gibi yaşamınızı sürdürüyor olmanız, daha mutlu yaşamanıza bahane olamaz mı? Karşılıklı yaşanan mutluluk için herkesin birisine kucak açması zor bir iş midir? Doğaüstü gücümüzü sizlere göstermiş olduk. Burada tüm yapılanların sizin için yapıldığını anlamış olmalısınız! Kafanızda dolaşan soruyu biliyorum. Merak etmeyin öğreneceksiniz. Şimdilik şunu söylüyorum; sizlerle aynı âlemi paylaşmadığımızı biliyorsunuz. Bizler,
       “UZAYLI DÜNYALILARIZ,  Dünyayı sürekli izleyen bir organizasyonun üyesiyim ben. Üyelerimizin her biri doğaüstü güce sahiptir. Sıkıntılı ve yoksunluk içerisinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan insanlardan ziyade sahip oldukları olanakların farkında olmayarak yaşamı özellikle iyi insanlar aleyhine olumsuz etkileyenlere karşıdır mücadelemiz. Olumlu olumsuz örneklerle Yaşadıklarınıza hepiniz tanıksınız.
        Sürekli gözlemimiz altında olacaksınız. Dağı, ırmağı ve ormanı ile dünyada tek örnek olan yörenize bir halel gelmemesi için çabalarımız sürecek. O nedenle diktik meşaleleri. Yeniden yerlerini alacak ve kilometrelerce uzaklıktan insanlar onları izleyebilecekler. Tepeler sevda tepesi olarak anılacak, meşaleler kesintisiz sevgi için yanacaklar. Bu yöre ise, yeryüzü cenneti olarak bilinecek.
        Akıl insanların sahip olduğu bir yetenektir. Yaşam aklın kullanılması ile anlam kazanır. Her fani mutlu olmayı amaçlayarak yürütür yaşamını. Burada aklın kulla nılması yeterli olacaktır. Bu amaca ters duranların kontrolü hepinizin üzerindedir.  Sevda meşaleleriniz dünyanın ufuk noktasından bile gıpta ile izlenecek, yöreniz yaşamak için özlem duyulan bir yer olacaktır. Bu, değerini bilmeniz gereken bizden size bir armağandır.”
          Meçhul şahıs konuşmasını sürdürürken kalabalık kıpırtısız, pür dikkat dinliyordu. Dinleme esnasında hemen hemen herkes öz eleştirisini yapıyor, geçmişin yaşanması sırasındaki sorumluluklarından üzerine düşeni gelecekte tekrarlamamak sözünü veriyordu… Maytap patlatır gibi bir ses tam da o sırada duyuldu ve akabinde bir patlama ile etrafa parça bölük, küçük maddeler dağılmaya başladı. Önce dağınık, daha sonra bir araya gelen küçük ışık parçacıkları topluca yere indiler. Herkes dikkatlice olanları izlerken uzaylı şahıs, istihzalı bir bakışla insanları inceliyordu. Işık topu gibi parlayan kümecikler kıpır kıpır bir görüntü veriyorlardı. Az sonra da arı oğulu gibi birleşerek insanların arasına girip kayboldular. O esnada kalabalıktan geldi farklı çığlıklar. Herkes bir başka hareket içerisinde canhıraş yakarı ve feryatlarla yanındakinden yardım beklemekte, elinden kolundan,  yakasından yardım istercesine tutunmaya çalışmaktaydı. Kendi derdine düşen kalabalıkta bulunanların tümünün acı içerisinde kaldığı belli oluyordu… Midesini tutarak iki büklüm kalanları, kafasını ellerinin arasına alarak var gücü ile bağıranları, öksürenler izliyor, herkes bir acı ile kıvranıyordu. Uzaylı, kenara çekilerek olanları izlerken, ışık kümesi aynı görüntüyü vererek çevresinde geniş daireler çizip orman yönünde birlikte akarcasına kayboldular.
         İçlerinden bazılarının gözlerindeki acının etkisi ile kafalarını ormanın bitimindeki tepeye çevirdikleri görüldü. Köylüler, meşalelere bakarken bakışları sabitleşiyor, gözlerinden meşalelere uzanan bir ışık yolu oluşuyordu. Bu yol diğer bakanlarla genişleyerek bir süre sonra ışıltılı kat kat yanan nehire dönüştü. Ve her meşaleye bakan ağrısından, sancısından kurtuluyordu. Kısa sürede tüm kalabalık sağlığına kavuşmuş, sevinç naraları çevreyi kaplamıştı. O günden sonra köy halkı hayata başka bir anlayışla bakmaya başlayacaktır.
                                                  ****
       Yıllar birbirinin arkasından su gibi akarak geçti. Gençliğinde orman bölgesinde uzun süre çalışan, meşaleleri, efsane orman yangınını bilen bir görevli, emekli olduktan sonra sürekli merak ettiği, aklından çıkmayan köyümüzü ziyaret etmeye karar verir. Seyahati esnasında yolunu kesen jandarma gideceği yeri öğrendiğinde; “valilikten izin alması gerektiğini söyler.  Şaşkın şaşkın  jandarmanın gözlerine bakan ziyaretçimiz ise valiliğin yolunu tutmak zorunda kalacaktır.                                                                              
        “Her isteyenin, istediği zamanda ziyaret yapamayacağını, bir program dahilinde bunun mümkünolabileceğini” söylediklerinde şaşkınlığı biraz daha artmıştır. “Yakıcı özelliği olmayan, aydınlanmada etkili meşaleler, gizemi açıklanamayan orman yangınları, çevrenin eşi bulunmayan doğal yapısı, uzaylılar ve hakkında anlatılanlarla uyandırdığı merak insanları bu yörenin görülüp gezilecek bir yer olduğu konusunda koşullandırmıştı. Ve bu algı ülkelerden ülkelere insanlar arasında gün be gün yayılıyordu. Çok geçmeden de ziyaretçiler çevrenin hizmet verme olanağını zorlar oldular. İş kaymakamlığı da aşarak valiliğe intikal etmiş, bu anlamda önlemler alma gereği ortaya çıkmıştı. Turizm Bakanlığı yöreyi “milli park” olarak ilan etmekle hizmetin önemini açıklamış oldu. Böylece başladı ziyaret konusunu kolaylaştıran yatırımlar… İlk önce mevcut yollar genişletilerek ulaşım rahatlatılmış, çevre ile uyumuna özen gösterilerek servi ağacı renk ve biçimine uygun 100 yataklı bir otel yapılmış, otelde kalma süresi de 3 gün ile sınırlanmıştı. Daha en başlangıçta alınan bir karar ile tüm hizmet birimlerinde çalışacak eleman gereksinmesi köy halkından karşılanacağı için yapılan planlama gereği her eleman çalışacağı alana göre önceden yetiştirme kurslarına alındılar; “insan ilişkileri, otelcilik hizmetleri, aşçılık, rehberlik” gibi… Köy halkına verilen nüfus planlaması eğitimi en uzun süreni olmuştu. Çevre koşulları fiziki yapılaşmaya olanak sağlamadığından, köyde nüfusun artmaması, köye göçün kabul edilmemesini gerektiriyordu. Daha köye girmeden yol hizmetlerinde ziyaretçilere yardımcı olunuyor, sözlü ve yazılı olarak yapılacaklar ve yapacakları anlatılıyordu. Girişten itibaren ilk göze çarpanlar; döner, köfte, mantı vb diğer hizmet büfeleri olmuştu. Her bir büfe çevre koşullarına uygun bir gizleme anlayışında yapılmıştı… Her yerde, görülen hizmet karşılığında alınacak ücretler belirlendiğinden yararlananlardan istekte bulunulmuyor, kişi belirlenen miktarı açık kumbaralara atıyordu. Evet, misafirler tarafından istenen her hizmet ücret talep etmeden karşılanıyordu. Kumbaralar herkesin ulaşabileceği şekilde açıktı ve gündüzleri kontrol edeni yoktu. Akşamları toplanan paralar muhtarlığa teslim edilmekteydi. Çalışanlara yaptığı iş karşılığında ücret ödenmemekte, kişi gereksinmesi karşılığı parayı kumbaralardan almaktaydı. Evlerin kilitlenmesi olayı 2-3 yıldır uygulanmamakta, mekanda bulunulmadığı sürede kapılar açık bırakılmaktaydı. Bu uygulama ziyaretçilerin de daha ilk günlerde dikkatini çekmekte ve onların da bu duruma saygı göstererek uyduğu gözlenmekte, Otelde de bu durum aynı olduğu için, konaklayanların daha ilk günden uyum sağladıkları görülmekteydi. Köy sınırları içerisine giren herkes, çocukları ile gelmişse onları kendi hallerinde bırakıyorlar, yaşı ne olursa olsun ilgilenmeden çıkışta teslim alıyorlardı. Köyde kim varsa yerli ya da konuk, her türlü sıkıntılarında orada yaşayanlardan anında yardım alabiliyorlardı. Bayramlar aileler arasında birlikte yaşanan mutlu günler olmuştu. Düğünler kocaman bir aileyi andıran köy halkı tarafından birlikte kutlanıyordu. Bütün bunlardan farklı ve ilginç olan bir şey vardı ki, konukların en fazla dikkatini çekendi; meşaleleri belirlenen noktadan seyretmek için meydana giden ve ışık yolunu kuranlar, ne tür hastalık ve derde sahipse hepsinden kurtulmuş oluyordu.
        Aslında insanları yöremize cezbeden en önemli olay buydu. Dert sahibi olup da derman arayan herkes kutsal ışığa bakabilmenin yolunu arıyor ve valiliğe başvuruyordu. O nedenle köyümüzle ilgilenen birimler çoğalmış başvuranlar sıraya konulmaktaydı.
          Dünyanın en şanslı ve mutlu insanlarının yaşadığı köyümüzü görmek isteyenlerin sayısı gün be gün artmaktadır.

 

 

                                                                       MEHMET ATILGAN

                                                                            NİSAN 2017

           



701 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

     03/04/2017 12:00

Eline yüreğine sağlık Mehmet abi
ABDULLAH OKKIRAN

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
DOST - 2 - 17/10/2014
Ağlar gezerim sahili Sanki benimlesin, sanki benimlesin…”
 Devamı