• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi
03/11/2015


                                        RÜYA GİBİ


        Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı. Uluslar arası iletişim hizmetlerinden sorumlu kurumlarla entegre çalışan kuruluşun hizmet içi eğitim etkinliklerinde bulunan ünitesinde yeni görev almışım, çalışıyorum.
        Hayallerim var dağlar kadar, o güne kadar sadece biriktirmişim onları. Yaşam koşullarının bana özgü olabilirlerini elde edebilirsem mutluluğu uç kısmından yakalayabileceğimi biliyorum. Mesele, bana özgü olanları tanımlayabilmekte, yakalamakta ve sonuna kadar götürebilmekte. Çok büyük hayallerin kurgulanması bile, belki de öngörülerimin ötesinde durmaktalar! Kim bilir(!) gelecek öngörülemeyen bir potansiyeli içermektedir! Bilinmez ki.
        Çocukluğum ve gençlik yıllarımın geleceğini süsleyen mütevazi bir meslek olan öğretmenliği bile yakalayamadıktan sonra, bir kamu kuruluşuna kapağı atmak en iyisi. Öyle de oluyor. Ama daha başlangıçta görüyorum ki, o özlemini duyduğum mesleği burada fiilen yaşayacağım. İçsel sevinç yaşıyorum. Kendi kendime; "karşımda, küçük ya da genç insanlar değil ama görevini gereği gibi yerine getirmesine katkı sağlayacağım yetişkin insanlar olacak" diyorum. Olsun, sonunda en yoğun insan ilişkisinin yaşandığı bir uğraşın içinde olacağım. 
       Eğitim yöntemlerinin, uygulama olanaklarının sağlanabilmesi için, modern olanaklardan yoksun çalışma içerisinde olmak zorunluluğu var. Görsel ortamı slaytların manuel olarak hazırlanması ile sağlıyor, sınavlarda test usulü soruları daktilografın yazdığı mumlu teksir kağıtlarını kolunu elle çevirdiğimiz makinelerde basıyoruz. Ülkenin her bölgesinde çalışan her düzeyde insanlar için programlarımızın birbirini takip ederek yürütülmesi gerekiyor.
       Biz, gazete ilanlarından öğrendiğimiz sınava girerek öğretmen açığını gidermişiz ama bu şekildeki ilk uygulamadan sonra aynı konuda duyulan gereksinim bundan böyle kurs grupları arasından seçilmek suretiyle karşılanacak. Her aramıza katılanın kısa sürede adaptasyonu gülen yüzlerden, şevkle yürütülen işlerden anlaşılıyor.
      Sunulan hizmetin ölçüsü, ailesinden, memleketinden ayrı kaldığı halde program kapanışlarında önüne geçilmeyen göz sulanmalarında görülen hüzünde belli oluyor.
      Yıllar, günlerle tükenirken, gerek öğretmenler gerek meslektaşlar arası sürekli yoğunlaşan bir oluşumun yadsınmadığı herkes tarafından kabul edilmektedir. Buna en azından kendi bakışım açısından emin olduğum için yazıyorum. Bu oluşumun "sevgi" olduğunu söylemeye bilmiyorum gerek var mı? Eğitim merkezindeki gözlemim küçücük takılmaları hesaba katmaya bile gerek duymadan özellikle öğretmenler arasında bu şekliyle yaşandığını söylemeliyim. O güzel, ideal ortamın zaman zaman gölgelenmesi üst düzey yanlış yönetim uygulamalarından kaynaklanmıştır. Bunu o günden bir örnekle açıklamaya çalışacağım:
      Her yıl ya da her yıl olmasa da zaman zaman, eğitim çalışmalarına mevsim sıcakları nedeniyle ara verildiği yaz aylarında, uygulamalardan kaynaklanan aksaklıkların gözden geçirilmesi, yeni gelişmelerin gelecek etkinliklere yansıtılması şeklinde özetlenebilecek çalışmalarımızı İzmir, Mersin, Trabzon, İstanbul gibi eğitim merkezlerinin bulunduğu sahil şehirlerimizde yapıyorduk. Sonra bir gün geldi bu konu sorumlulara karşı,"neden deniz kenarlarında yaptınız?" şeklinde müfettiş sorusu olarak kullanıldı. Oysa şimdi görüyoruz ki, "en sade toplantılar ya da eğitimsel etkinlikler bile beş yıldızlı otellerde yapılmaktadır." 
       Böyle geçti yıllarımız. Çıkmazlarımızın en önemlisi kıdem almış arkadaşlarımıza belli aşamalardan sonra yanıt verecek olanaktan yoksun oluşumuz. Onları zaman içerisinde güllerle uğurluyor, yerlerine özellikle bize özel programlardan geçerek yetiştireceğimiz gençleri alıyoruz. İzlediği kurslarda izlendiğini her aşamada değerlendirildiğini bilmediğinden bazıları, kendisine yapılan öneriyi sürpriz olarak karşılıyor... Kalanlarla beraberiz, gidenleri unutmuyor, istisnasız hepsinin de başarılarından kıvanç duyuyoruz.
      Özel yaşantımızı, zaman zaman birlikte geçirdiğimiz kır buluşmaları, ev oturmaları, yemekli beraberlikler oluşturuyor... Vee, Böyle geçiyor yıllar. Her şeyin bir sonu var. Yaşayan görür hesabı, hak etmişse emekli oluyor bazıları. Onların arkasından gidenler var. Emeklilik insan yaşamının önemli bir bölümünü oluşturduğunu ve yaşanması gerektiğini, farkına varmadığınız akıp giden yıllarda anlıyorsunuz. Bu dönemi yaşamayanlara ya da yeterince yaşayamayanlara üzüldüğünüz oluyor. Özlüyorsunuz, kimi derseniz kimleri değil ki? Görmek, konuşmak, hep aklınızdan çıkmayarak merak oluşturan her şeyi konuşmak istiyorsunuz. Bunların çoğu sanal iletişimle karşılanmaya çalışılırken özlem duygularınızın kabardığını hissetmemek elde değil.


                                       * * *
      Vee... Böyle bir günde telefon İzmir yönünden çalmaya başlıyor. Aa... Nilgün bu. Diyor ki, böyle böyle bir organizasyon yapsak nasıl olur? İzmir'in olanakları yerinde! Düşünmeden iyi olur diyorum. Çalışmaları başlatıyorlar. Zor iş. Dilek, Semra ve onlara zaman zaman yardımcı olan Akyalı ve İzmirliler çok yorulacaklar. Yardım talebinde bulunuyorum, yok yok biz yaparız yanıtını alıyorum. Ancak birkaç kişiyi ben arayacağım. Herkes olumlu, belli ki, mutlular. Mustafa Özsoy'u aradığımda;
      "Müdürüm Alanya Mahmutlar'dayım, samimi söylüyorum gelir misin ne demek, araç yoksa "yaya gelirim" diyerek beni bir kez daha güldürüyor.
Görmediğim, özlem duyduğum, özellikle çok eski bir dostu, bir ağabeyi görebilmenin umudu ile çıkıyorum yola. Özlemimi yaşayamayacağımı şimdiden bilemiyorum!
        Nuri ile aynı koltukta sekiz saatlik bir yolculukta konuşmak istediklerimizi konuşabilmeyi umuyorum! Ses tonumuzu ayarlayamamaktan olacak yan koltuktan uyarılıyoruz. Gecenin bir saati. "Yarın işe gideceğim diyor adam." Haklı kuşkusuz. Nuri, "tamam da horlamak yok," diyor adama. Ve ilk gecemizde bir de bizi "Aytenliyor" Nuricik.
      Nilgün İzmir'de oturuyor ve gezi sırasında en çok da dünya güzeli torunu ile ilgili olduğumu kimse bilmiyor. Yavrumuzun en çok gözleri dikkatimi çekmişti ve hala canlı duruyor hayallerimde.
      Dilek Hanım değerli eşleri ile onurlandırıyor gecemizi. Anlamlı çalışmaları ve ailevi tatlı telaşlarında dileklerinin hep gerçekleşmesi dileğimiz.
Akyalı her zaman ki, sevimliliğini koruyor. Şirince gezisinde girdiğimiz şarap evinde ikram edilen çeşitli tadımlık ürünlerin beğenmediklerini gizlice bana aktarıyor. İsmail Yıldız ise sağ tarafımda oturmakta ve Akyalı'nın yaptığını yapmakta. Bütün bunlar iş yeri sahibinden saklanarak yürütüldüğü için kahkahalarımızın arkası kesilmemekte.
     Ayşe Gerez de biricik yavrusu ile aramızda. Son gün, mesaisini Serdar'ın çocuklarına ayırdı. Bence Serdar ödeyemez hakkını! TRT'cimiz tam kadro katıldı aramıza, Prenseslerin dikkat çeken güzellikleri hep aklımda.
Semra Yel'i mutlu gördüm. Uzun sürsün mutluluğu ve her şey istediği gibi olsun diliyorum.
      Oya Hanım içimizde en fedakarı. Mustafa bey de ona çekmiş. Çektiği fotoğraflar, hiç unutulmayacak anılara ait.
Bir yılı aşkın Yertutan- Atılgan iletişimsizliği sona ermiş. Hep böyle olmalı, çok mutluyum.
      Hasan elleri ile yetiştirdiği harika elmalarını İzmir'e kadar taşıyarak, dostları ile paylaşmadan yapamadı. Teşekkürler.
      Mersin'den birlikte olmak için gelen Selma, Gülseyran hanımları ve Rağbetli'yi yıllar sonra görebilmek, yıllarca birlikte çalıştığım Gülseren ile karşılaşmak tam bir sürprizdi benim için. Necla'ya, Olcay'a kendi adıma teşekkür ediyorum. Ortaca'dan, Sivas'tan kalkarak İzmir'e koşa koşa gelen Sevgili kardeşlerim, Cafer ve Vahap'a da kabaran özlemimi bastırdığınız için teşekkür ediyorum. Aysun Hanım ‘ın bunca zaman aralığından sonra sürpriz yapması güzel bir olay. Cengiz'e, diğer günlerde aramızda bulunamadığı için biraz sitemliyim. Sanırım herkes öyle düşündü. Fahrettin'e mutluluğu için dualar edeceğim. Tünay da can dostumuz. kişiliği ile ruh dünyamızı olumlu etkileyen kişilerden. Zeki beye yıllar sonra görüşmemizden ötürü mutlu olduğumu iletmem gerek. İzmirlilere teşekkürüm Abidin'i de içine alan bir teşekkürdü kuşkusuz. Ama ayrıca öpüyorum kardeşimi. Semra doğan hanıma saygılarımla teşekkürlerimi sunuyorum.
        Kadife sesli sanatçımız Atilla Kudun çalışırken bir araya gelmelerimizde yaşattığı günleri anımsattı hepimize. Biraz daha yoğunlaştı duygular, kendi dünyamıza gömdük anıları, geçmişi koydu önümüze. Eşinle, işinle, ailenle mutlu yaşaman dileğimdir.


                                          * * *
       Sabaha kadar yol almışız. Sersemliğimiz biraz dağılır mı diye azıcık kestirelim diyoruz. Aynı akşam, akşam yemeğinde herkes buluşacak. Yarım saat yetecek bize Ama mümkün değil. Aklımız kahvaltıda. Uyur kalırız korkusu da eklenince altıncı kata çıkıyoruz. Birkaç kişi gelmiş kahvaltı yapıyorlar. Hal hatır sorma, öpüşmeler. Uzun süredir görmediklerinizi çabucak geçemediğiniz için, karşılaşma faslı uzuyor... Sonra diğerleri ve yeni gelenler. Kahvaltı yaptım mı, ne yedim, ne kadar yedim bilmiyorum! Sohbet, kahkaha ölçüsünde gülüşmeler ve uzun uzun konuşmalar. Saat 10.00 da başlayan kahvaltı 12.00 sularında sonuçlanıyor. Sonra İzmir gezisi; Konak, Kemer Altı'nda balık çorbası. Harika, bu benim menüm. Aynı yer başka bir mekanda nefis kahve ikramı. Ve... Asansör'ü ziyaret başlıyor. Kendimi İstanbul'da hissediyorum. Galata Kulesi'ne çıkıyormuşuz gibi!.. Akşam yemeği için misafirhaneye dönüşümüz başladı.
       Misafirhane, yeni onarım görmüş. Her şey konforlu. Bir kere kartlı girişle başlamışız ki, diğer hizmetleri siz tahmin edin. Gezimiz çok güzel yürüyor. İki gündür güncelden kopmuşuz televizyona koşuyoruz. Açabilirsen aç! Ve buluşma yemeği: Canlı müzik, yemek esnasında değişik havaların hakkını veriyor arkadaşlar; tangodan Ankara oyun havalarına kadar. Bu sefer herkes "kollarını kaldırıyor!" Atilla tamamlıyor programı. Eğlencemiz dostlarla birlikte taa gece yarılarına kadar sürüyor. Buluşmanın en güzel bölümü ertesi gün başlıyor. Selçuk, İsa camii, Meryem Ana'da bize özel dileklerimizi tutarak çifte mumları yakıyoruz. Sonrası benim için en ilginç olan yere, heyecan veren dar yollardan geçerek Şirince'ye giriyoruz. Yemyeşil ormanlarla kaplı, birbirine bakan dağların birleştiği noktalardan başlayarak uzanan meyilli vadilerin buluşma noktasında kurulmuş bir köy,Şirince. Her türlü el ürünlerinin pazarlandığı, doğal ortamı ile bütünleşen restaurantları barındıran, kaldırım döşeli pırıl pırıl, köye özgü dar sokaklarında yürümenin insana haz verdiği harika bir köy var karşımızda. Sayamadığımız çeşitte meyvelerden üretilmiş şarapların ikram şeklinde sunulduğu kav havasındaki satış yerlerinde , İsmail Yıldız'ın ve Akyalı'nın kıyakları ile doyuncaya kadar içtiklerim, unutamayacağım Şirince anısını kuvvetlendiriyor.
      Otobüste olsun, köyün sokaklarında gezdiğimiz sıralarda olsun tek tek meslektaşlarımla konuşuyor, ailevi ve sosyal yaşantıları konusunda bilgileniyorum.
       Akşam oluyor, askerliğimi yaptığım güzel İzmir'den saat 23.00 otobüsü ile dönerken koltuğa yaslanmış dalıyorum. İzmir Buluşması'nın verdiği haz ile belki de en zevkli, huzur veren yolculuğun sonunda Ankara yakınlarında açıyorum gözlerimi. Ve İzmirli dostlarıma şunu anımsatmak istiyorum; yaşamınızda en güzel bir etkinliği yaşattınız bize. Düşünene, emeği geçenlere bu kaçıncı teşekkürüm unuttum ama bir daha binlerce teşekkürler. Sevgili dostlarım.


MEHMET ATILGAN
(www.uchisarlilardernegi.com)



1213 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
DOST - 2 - 17/10/2014
Ağlar gezerim sahili Sanki benimlesin, sanki benimlesin…”
 Devamı