• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
DOST - 2
17/10/2014

DOST
(2)

"Ağlar gezerim sahili
Sanki benimlesin, sanki benimlesin..."


Ali'nin en çok sevdiği şarkıydı yankılanan. Meyhaneyi andıran restoranda kimse fark etmemişti ama o, ne zaman işitse takılmadan geçemezdi. Tam da konuşurken yakalamış, susarak, sandalyede biraz daha dik konuma çekmişti oturuşunu. Arkadaşları hemen anladılar o bildikleri şarkının döndüğünü. Diğer dostlar da susarak katıldılar eylemine. Bir keresinde devam etmişlerdi konuşmalarına da, Ali'nin tepkisinden öğrenmişlerdi ne yapacaklarını. "Boşa gidecek şarkı değil diyordu Ali. Hele bir de Gönül Akkor okuyorsa." Başlangıçta masadakilerin içsel tepkileri alayla karışık gülümseme olsa da sonradan, giden yar ile ilgili olduğundan şarkıdan hoşlanır, hatta şevkle dinler olmuşlardı.


" Ali sen de çok duygusalsın" dedi Murat. Karşılık vermeyişi Ali'nin masada olmadığını anlatıyordu. Evet, duygusaldı Ali. Dumanlı başa bindiren en sevdiği şarkı ile de uçmuştu adeta... Uzaklardı şarkıya anlam veren, umutsuz bekleyişlerdi. Sevgilinin bilinmez konumu, yokluğunun yarattığı dokunaklı yalnızlık efkârı oluyordu sevenin. Geçmişin anımsanması depreştiriyordu duyguları. Çaresizliğin ilacını ağlamakta bulmuştu ama böyle ortamlarda olmazdı kuşkusuz... Evet, duygusaldı Ali. En göze batan özelliğiydi bu. Bu hal kendisini, insani olmayan olaylarda ve tartışmalarda belli ederdi. Bu konudaki tartışmalarda en katılımcı ve en tepkili olarak o görülürdü.

Murat ise, şen şakrak, konuşmayı seven, mevcut iktidarı koşulsuz desteklemesi ile öne çıkan, buna karşın hararetli tartışmaları daha masadan kalkar kalkmaz unutmasını bilen bir özelliğe sahipti. Ali ise nadir olarak yaptığı tartışmalarda, özellikle iktidarın Ortadoğu politikasını eleştirir, diri diri insanların boyunlarının kopartılmasına isyan ederdi. Yaşlı, çocuk Ortadoğu'nun yaz sıcağında aç biilaç çöllerden, dağlardan geçerek can güvenliğinin sağlanacağını umduğu diyarlara göçe zorlanmanın gerekçesini anlatmaya çalışmak boşunaydı kuşkusuz.Kalkarken, konuşmaların orada kalması konusunda özür nitelikli tavrını ortaya koyardı. Üçü de siyasal nitelikli konuşmalarda Murat'ın üzerine üzerine giderek bir anlamda; yanlış hesap yaptığını, Bağdat'tan geri dönmek zorunda kalacağını vurgulamak isterlerdi. Yine de farklı görüş sayesinde tartışabildiklerinin bilinci ve düşünceye saygı anlayışı ile olumsuz etkilenmenin yaşanmadığını herkes kendince hissederdi. Diğerlerinden farklı siyasal görüşü Murat'ın sevgisinden hiçbir şey eksiltmediğini dördü de biliyor, birlikteliklerinin onun sayesinde renklendiğini kabul ediyorlardı. Her yönüyle sevimli ve kalenderdi. Arkadaşları ile yılların eskitemediği dostlukları vardı.

Masada ağzını açması ile herkesin dikkat kesildiği kişi İsmail hocaydı. Öğretmenlikte yirmi yılını doldurduğunu kendisi söylemişti. "Her şeyden haberi var hocamızın" inanışı üçüne de yerleşmiş, sorunların çözümünde ortaya koyduğu öneriler kimsenin itirazı ile karşılaşmadan ilgilisini rahatlatmıştır. Kendisinden yaşça küçük arkadaşları ile uzun süredir ilişkisinden mutlu olduğunu her zaman dile getirmiş, bilgi ve yaşamdan gelen deneyimini, eylemsel katkıların gerektiği zamanlarda da içtenlikle ortaya koymada tereddüt göstermemiştir. Hocam diye hitap ettikleri, ağabey konumundan bir an bile düşürmedikleri üç gencin sevgisi, İsmail hocanınki ile örtüşüyor, özellikle bir araya gelişler için hepsi de o günü iple çekiyordu. 4-5 Saat kadar birlikte oldukları toplantılarında zamanın nasıl geçtiğini dördü de anlayamazdı. Üç genç de evli idi ama aralarında çocuk sahibi olan hoca idi.

Dördüncü arkadaşları, içlerinde en genç olan Erol'du. Hem genç hem çok yakışıklı, insanların şeytan tüyü var bu çocukta dedikleri cinsten ve her konuda olumlu yaklaşımları ile dikkat çeken birisiydi. Bir özelliği daha vardı ki, dördünün de hiç kimsede görmediği derecede Galatasaray hayranı olmasıydı. İsmail hoca ile takımlaş olduklarından spor sohbetlerinde konuşmaların merkezinde ikisi görünürdü. FB'li ve BJK'lı olan diğerleri sadede gelmeleri için onları sık sık uyardıkları olur, başka konulara geçilirdi. Ara sıra düzenledikleri mangal partileri de karşılıklı sohbetlerin aksatılmadan yaşandığı birliktelikler iken, mutlaka görülmesi gereken ödüllü filmler ve çok nadir olarak gidilen oyunların çıkışlarında, film ya da oyun yüzünden bir araya gelememenin burukluğunu herkes yaşardı.

Her biri farklı işlerde çalışan dört arkadaş, yıllardır süren arkadaşlıklarının bu mekanda bir araya gelişlerle pekiştiğine, daha da güçlendiğine inanırlardı. Birbirleri ile tanışmaları yaşamın içerisinde her insanın karşılaştığı tesadüflere benzetilebilirdi. Bu tesadüflerin ilkini Ali ile okulunda karşılaşan İsmail hoca yaşamıştı. Yeğeninin okulunda görevli olan hoca ile ilk karşılaşmalarında yaptıkları diyalog sonraki ilişkilerine başlangıç teşkil etmişti. Ali'nin arkadaşları ile tanıştırmasının sonucunda yaşananlar dört kafadarlar betimlemesine kadar götürmüştü beraberliklerini. Aile, eş, sevgili, arkadaş ve dost; teker teker anlamlı yaşamın örgüleşmesinde köşe taşları olarak kabul edilebilirdi. Dost kavramı ise, diğerlerini yüceleştiren ve hepsi ile iç içe bulunan bir vazgeçilmezi oluşturuyordu; aile ve dost, eş ve dost, sevgili- arkadaş ve dost, sonuç olarak da, dost gibi dost. Sosyal yaşamın hemen hemen her evresinde sahip olunması çok istenen, mevcudunun kaybedilmemesine özen gösterilen bir kavram. Sabun gibi kaygan, cıva gibi mecrasında akan ve boşluk kabul etmeyen, o nedenle de sahiplenebilecek(!) iki ya da daha çok insanın bir araya gelebileceği şansa kalmış bir olgu.

Dostluğu uzun erimli olarak yaşatabilmenin özünde sevginin, saygının ama özellikle de insan haklarına saygının, kendisini karşısındakinin yerine koyabilme (duygudaşlık) anlayışının ve iyi niyetli olunmasının yattığını içtenlikli olarak kabul etmek zorunludur diyebiliriz. Bilgi, birikim tabii ki, deneyim tamamlayıcı unsurlar olarak kalacaktır. Yoksa dostluk ilişkilerini gerçek anlamda yaşamak hayal olmaktan çıkamaz.


                                             * * *


Uzun süredir bir araya gelemeyen kafadarlar, masaya oturduktan sonra en içten gelen duygularla hal hatır sorma konuşmasını tamamlayarak yiyeceklerin siparişini de vermişlerdi. Her zaman olduğu gibi öne çıkan özel konular ele alınarak çözüm önerileri konuşulmuş, yardımlaşmada anlaşma sağlanarak toplumsal ve genel konuların dile getirilmesi, biraz da birbirine giren ifadelerle konuşulmaya başlanmıştı. Fonda çalan müziğin belki de farkında değillerdi ama arada bir gelen parçalara takılanlar da belli ediyordu kendisini. Sohbetin tadı havanın rengini tatlandırmıştı adeta. Laf lafı açarken Murat "dost" sözcüğünü telaffuz ederek, İsmail hocaya soruyordu:


"Yav hocam siz konuşurken düşündüm de, bu dostluğu ilânihaye yaşatmak mümkün mü? Sonuçta olumsuz olacaksa çaresi ne, ne yapmalıyız söyler misin?" Böylesine beraberliklerini ilgilendiren bir soru ilk defa ortaya atılmıştı. Ve görünen o ki, tartışılacak ve değerlendirilecekti. Hoca sandalyesinde şöyle bir yerleştikten sonra hepsini de teker teker süzerek başladı sözlerine.


" Arkadaşlar bir kere, ki ben öyle değerlendiriyorum. Dost olabilecek insanların bir araya gelebilmeleri önemli. Bu büyük oranda tesadüftür diyebiliriz. Dostluğun temelinde sevgi var önce, yani harcın sevgi ile karılması gerekiyor. Söz konusu sevgi, senin benim hepimizin birbirimizi sevmemizle yetinmiyor. Bu sevgi, insan sevgisidir, doğa sevgisidir. Özünde haklara saygı, iyi niyet ve herkese karşı iyilik besleyen, yaşama sevincini kapsayan bir sevgi bu. "Sevgi nefretten daha uzun yaşar" diye bir söz vardır. Birlikteliğin en önemli unsurlarıdır bunlar."


Masada herkes pür dikkat hocayı dinlediğinden, en güzel parçalardan oluşan Türk Sanat Müziği daha net işitilebiliyor ancak fark edilmeden akıyordu.


"M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış, Platon ile birlikte batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılan Yunan filozof Aristoteles, "dostluk iki bedende yaşayan tek ruhtur" diyor. "sevmek paylaşmayı sevmek demektir. Kişi sevdiklerinin haklarını elde etmesini istemeyi bir görev bilmelidir."
Aristoteles şunları da söylemektedir: "Karşımızdakini bazen kendimiz için, bazen de kendisi için severiz." Aynı düşünür derslerinde şunu da söylemiştir: DOST DİYE BİR ŞEY YOKTUR, DOSTLARIM.


"Son sözünü ele alıp değerlendirirsek, bana göre gerçek anlamda dostluğun oluşumu ve yaşatılması, hele hele uzun erimli yaşatılması çok zor. İki insanın ya da grupların bu konuda başarılı olabilmeleri güç gibi görünmektedir. Dostluğun yaşatılması en yakın ve yaşantıları ortak birlikteliklerde önem kazanmaktadır. Çünkü dostluğun ömrünü kısaltan unsurların başında bencillik ve özel çıkarlar gelmektedir. Yakın ilişkiler gerektiren yaşantılarda kişisel tüm çıkarlarla sık sık karşılaşılması olası... Ben merkezli küçük de olsa yaklaşımlar, saygı duyulan ve hak edilen ölçüyü aşmış ise birliğe zarar verecek, devamında yıkım kaçınılmaz olacaktır. Buradan bana göre şu sonucu çıkarabiliriz; dostluğun yaşatılmasının temelinde insan hakları yatmaktadır. Bazılarının değerlendirmelerine göre, "özveri temel unsurdur" görüşüne ben katılmıyorum. Özverinin temelinde bir tarafın mağduriyeti söz konusudur... Oysa ki, karşısındaki bireyin haklarının bilincinde olan ve saygı duyan insanla dostluğun yaşatılması daha kolaydır. Buna karşın yaşanabilecek anlaşmazlıklarda hakem kuruluna saygı duymak esas olmalıdır. Sonuç olarak şunu da söyleyebiliriz: Anlaşmazlıklar da, gerçek anlamda yaşanan dostluklara halel getirmeyebilir. Bu, dostluk ilişkilerini yürüten kişilere bağlıdır.


Görüldüğü gibi yürütülmesi zor, aynı zamanda da kolay olan birliktelikte temel unsur insandır, insanın niteliğidir diyorum."

"Düşünce, duygu ya da maddi konulardaki anlaşmazlık ve kişinin kendince uygun olmadığını gördüğü durumlarda dostluklar bir tarafa, ilişkilerin de sürdürülemediğini görüyoruz. Özellikle güncel ve gözümüzün önünde cereyan eden olaylarda küçük dilimizi yutma noktasına geldiğimiz oluyor; diri diri insanların toprağa gömülmesi, göstere göstere kafa kesmeler hangi canlının yaptığı eylemlerdir hepimiz biliyoruz. Bireyin kendiliğinden ve anında yaptığı işlerden bahsetmiyoruz. Amaçlanarak planlanan, organize işler bunlar. Ve hedefinde insan var. O zaman insanla ilgili olan her şeyde biraz durmak ve düşünmek gerekiyor. "Kendi nesline işkence yapan tek varlık insandır." Dünyayı yaşanamaz noktaya doğru taşıyan da insan. Teknolojinin gelişimi ve olumsuzlukların ayan beyan ortaya konulması, yanlış ve doğruların somut bir biçimde saptanmasına karşın zaman içerisinde gelişen sanayi sektörünün başında silah sanayi gelmektedir. Bu bize insanın, öz yapısı diyebileceğimiz konuda yeterli bilgiyi veriyor kanısındayım."

"İpte yürüyen cambazın karşı uca ulaşabilmesi için gereksinme duyduğu unsurun "denge" olduğunu ikirciksiz söyleyebiliyorsak, dostluğun uzun ömürlü olması için de dengeli ilişkiler yürütülebilmelidir diyebiliriz. Dostluk da aşk gibi uzun ömürlüdür. Ebediyete taşınmışsa aşk ya da dostluk yaşıyor olur. Dostluk ya da aşk zaman içerisinde nitelik değiştirmemeli ebediyete taşınmalıdır. Bana göre Leyla- mecnun aşkı hala yaşamaktadır. Kerem aslı'sına bu gün de aşıktır. Yöresel aşklar insanlar arasında hep konuşulmuştur. Sevgililer aşkları ile ebediyete göçmüşlerse efsanevi bir aşk insanlar arasında dillendirilecektir. Yaşarken sona eren aşkları taraflar da insanlar da unutacaktır. Bunun gibi sonsuza kadar taşınamayan, yarım kalan dostluklara arkadaşlık ya da sınırlı bir zaman sürecinde yaşanmış dostluk nitelemesi yapabiliriz."

Vakit epey ilerlemiş, masadaki üç kişi masanın üzerine koydukları dirseklerine dayanıp ağızlarındaki lokmayı yavaş yavaş çiğneyerek hocanın anlatımını izliyorlardı. Sadece dinlediler. Soru sorma gereksinmesi duymamışlardı. Hoca, zamanı düşünerek; "size bir Temel öyküsü anlatarak konuşmamı sonlandırmak istiyorum" dedi.

"Temel ile Dursun aynı mahallede oturan, dostluklarında yıllar geçmesine karşın küçücük de olsa bir kesinti yaşamayan iki arkadaştırlar. Yaşları da aynı olduğu için ilkokulu aynı sınıfta okumuşlar, askere de aynı dönemde çağırılmışlardı. Askerlik bittikten sonra birbirine daha çok "tertip" diye hitap ederlerdi. İkisi de evlendikten bir yıl sonra ve bir ay ara ile çocuk sahibi oldular. Çocukları okula kaydederken müdür beye rica ederek aynı sınıfta okumalarını sağladılar. Çocukların ikisi de çalışkandı. Dördüncü sınıfa gelince okuldan ikisine de bir yazı gönderilmişti. Okul müdürü ve sınıf öğretmeninin imzasını taşıyan yazıda Dursun'un çocuğunun sınıf birincisi, Temelin çocuğunun ise ikinci olduğunu öğrendiler. Dursun bu sonuca çok sevinmiş ama Temel'den aynı tepkiyi alamamıştı. O günden sonra da birkaç gün görüşemediler. İlk karşılaştıklarında Temel'in Dursun'a ilk sözü;
"uşağım saa bi şey söyleyeceğum" oldu. Dursun,
"buyur, söyle" dedi. Temel,
"hani diyeceğum şu" diyerek konuşmasını sürdürdü. " Tursuncuğum düşündüm de saa bi öneride bulunmaya karar verdim." Dursun,
"hadi bulun bakayum" dedi. Temel,
"şey biz yıllardur dost değilmiyuz?" Dursun,
"dostuz Temel o nasil söz öyle?" Temel,
"şey deyyorum ki, senun oğlanın birinciliğini benumkine versen, yani vazgeçsen birincilikten daa?" Dursun,
"Neden yapayum ki, böle bi şeyi Temelcuğum? Temel, "bah şimdi senin çocuk birinci oldu mi? Dursun,
"oldi." Temel,
"herkes buni duydu mi? Dursun,
"duydi." Temel,
"istifa edin birincilikten, benimki birinci olsin." Dursun,
"neden yapiyosun buni?" Temel,
"yav benim çocuğum da meşhur olsin diye, Tursuncuğum. Kırk yıllık dost değil miyiz biz.? Dursun,
"hayır Temelcuğum böle bi şey olmaz, ben çocuğuma ne diyeceğum?" Temel,
"o zaman başka bir öneri yapayum saa. Çocuğuni başka bi sınıfa al!" Dursun,
"ne olir alınca?" Temel,
"benimki otomatikman birinci olir." Dursun,
"olmaz kardeşim, kabul etmirim." Temel,
" yapma yav Tursun! Yazık olacak dostluğumuza. Son sözün bumi? Dursun,
" evet."
Temel, " o zaman ben de seninle dostluğumuzu bozuyorum."

MEHMET ATILGAN
16 Ekim 2014



1305 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı