• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
Uçhisar İçin(13) UCHİSAR ÖDEVİ
06/07/2014

                                                   UÇHİSAR ÖDEVİ

İlkokulda daha çok karşılaşırdık ödevlerle. Öğretmenlerimiz de hemen hemen her gün verirlerdi. "Oyun varken ders çalışmak, başka işleri yok muydu bu öğretmenlerin ya da çocukluklarını hiç mi yaşamamışlardı!"... Benzeri içsel tepki ve serzenişlerimizi hep yaşattık çocukluğumuzda. Muhatabımız "dersine çalış" baskısı uygulayan ebeveynlerimizden ziyade öğretmenlerimiz oldu. Problem çözümü yapılacak, okunması gereken parça var, hep ikinci planda tutulur, yapılacak ödeve odaklanırdık. İlk önce ödevimizi yapar, diğer konulara da şöyle bir göz atardık. Ders çalışmanın ölçüsü aşağı yukarı buydu... Bütün bunlar oyun öncesi yapılmışsa, tadına doyulmazdı oynadıklarımızın. İlkokulun bizlerde bıraktığı, bilincimize yerleşen en önemli kavram "ödev"dir diye düşünüyorum. Bu kavramın gereğini kusursuz biçimde yerine getirmekle başlar her şey. Yaşam boyu ve bireyden bireye benimsenmesi ve uygulamada gösterilen özen ile de toplum düzenini sağlayan en önemli unsurların başında yerini alır.

Aile içerisinde çocukluktan başlayarak son nefese kadar yükümlülüklerim,
komşularıma, büyüklerime, akrabalarıma, iş arkadaşlarıma kısaca insanlığa karşı ödevlerim, insan olduğumu unutmadan beni takip edip dururlar. Onları mümkün olduğunca yerine getirerek mutluluğu, yaşamın tadını duyumsarım tüm benliğimde. Acı çekenlere bakarım kendimi suçlayarak. Mutluluklara katkım oranında sevinirim. Gülümsemeyi yakalarım bakışlarımla. Güzellikler hep beklentim olmuştur. Küçücük çocuk yüzümü okşayan nasırlı eller hep yumuşak dokunmuşlardır tenime. Önceki paylamalarını unuturum gülerken... Sonra bakarım, neredeyim. Eller kimin eli. Mekan neresi... Salim Amca gelir gözlerimin önüne. Yer, köyümde bizim sokağımız. Mahallemizin köpeği "apal" koşarak gelip boyumca uzanır yalamak için yüzümü. Bir gün bile hoşt dememişim arkadaşıma. Kalbi kuvvettir o. Sayesinde akşamları karanlık ahır önlerinden korkmadan geçerim küçücük bacaklarımla.

Komşu kızı ablam, omuzlarında ipe asılı üç testi ile çeşmeye su almak için kol mesafesi önümden geçerken, dalgındır ve önüne bakarak görmezden gelir çoğunlukla. Annem, öğlen yemeğine kadar mutlaka gelirim diye gittiği bağ işinde, zorunlu olarak biraz gecikmesinin kaygısını "çocuğumu aç bıraktım" diyerek yaşamış,
Eşeği takasına bağlar bağlamaz ilk işi, alt kısmı simsiyah görünümlü tavaya kırdığı iki yumurtayı pişirmek olmuş, yufka arasına yerleştirdiği mis gibi tereyağı kokusuna karışan domatesin buruk ekşisini iştahla yediğimi görerek rahatlamıştır. O evdir, üçü kayaya oyulmuş beş göz damdan oluşan, çocukluğumu yaşadığım ev.

Kamyoncu amcaların, dağ bayır demeden ekmek parası için günlerce yuvasından uzakta direksiyon çevirirken, yaşadığı kaza sonucu tüm çevremi günlerce yasa boğarak ayrılmalarının acısını küçük yüreğimde yaşadığım yerdir o köy. Akraba,
Komşu; şenliğe gidercesine üzüm serilecek bağ yollarında koşar gibi neşeyle, eşeklere yüklenmiş musakka, pilav malzemelerinin doldurulduğu heybelerden tutunarak yürüyüşleri idi gözlerimin önünden gitmeyen. Kayalara oyulmuş her biri onlarca tonluk sayısız şarap kuyularını şıraları ile dolduran, yetmedi, ilk baharlarda elenerek "Tekel'e" verilmek için üzüm çubuklarının arasına serilmiş siyah bant benzeri üzüm avgınlarının uzandığı yemyeşil bağlar. Orta Anadolu'nun yazında yapış yapış saman tozu soluklanarak haftalarca döven üzerinde sapı samana dönüştürme telaşı. Şıradan kış kayıtı pekmez üretilirken, kıl torbalardan süzülen ve güç kaynağı olduğuna inanılan şerbetin saplı taslardan annelerimiz tarafından zorla içirilmesi çabaları. Peribacaları, farklı şekillerde oluşmuş, tepe noktalarını oyun alanı olarak kullandığımız kaya kütleleri. Uzak noktalardan izlenebilen sarı, beyaz, kırmızımsı kenar şeritli vadiler, dereler. Dünyanın merkezinden püskürtülmüş lavların, yüzyılları geçerek dönüştüğü toprağın lezzet timsali ürünleri; sebzeler, meyveler. Kapadokya'nın zirvesi denildiğinde akla geleni; Ağanın Kale. Savaklar, su kemerleri. Kuru meyveyi besleyerek koruyan kale gövdelerine oyulmuş ambarlar. Yeni üretime kadar ürünü çürütmeden saklayan elma, armut, patates depoları. Fenni gübrenin yokluğunda üretime can suyu gibi katkı sağlayan güvercin gübresinin üretildiği güvercinlikler.

Her özelliği bir zenginlik içeren, konuşulan, aranılan, özlemle yâd edilen güzel memleket. Gençlik günlerimizde analı babalı yaşantımız. Çığlıklarla, haykırışlarla tekrar tekrar oynamak, birlikte olmanın özlemini kesintisiz yaşatan çocukluk arkadaşları. Sıkıntıları unutulmuş anımsanması mutluluk veren güzel günler. Yaşamımız boyunca unutulmayacak değerlerle iç içe, bütünleşmiş, bir anlamda kutsalımız olmuş yöre.

Mahmut Nedimler, Memiloğulları, Cici Ahbablar, Hacı Osmanlar, Ethem Amcalar, Kahveci Hüseyinler, Fevzi Dayılar.

Şu anda yaşadığım anakentte doğmuş olsaydım hatta, çocukluğumu gençliğimi geçirdiğim bir yer olsaydı burası. Sadece çocukluğumu yaşadığım Uçhisar kadar bana anı, özlem, sevgi bırakabilecek miydi? Zannetmiyorum... O çerçevede yaptığım karşılaştırmalarda öz memleketin kazandığına her zaman tanık oldum. Yine bu anlamda bir çok sorumlulukların karşısında yetersiz kaldığımı görüyor ve ödevlerimi sık sık anımsamadan yapamıyorum. Uçhisar'la ilgili her ne varsa, önem verdiğim ve bende yaşayacak değerler olarak kalacaklardır.

Uçhisar'da dünyaya gelmiş, anne baba geniş aile çevresi ile Uçhisar'lılar, Bir süre de olsa orada yaşamış olanlar, hiçbir zaman orada yaşama olanağı bulamamış ama ailesi Uçhisar'lı olanlar, bir şekilde Uçhisarla ilgili olan herkesin kolayca unutamayacağı, vazgeçemeyeceği bir yöredir memleketimiz.

Kader çizgisi en başında nasıl çizilmiş kimse bilmez. Bilinçli ya da değil her bireyin izlediği yol birbirine hiç benzemez. Çaba var, gayret var, koşuşturma var. Herkes doğru bildiği yolda son noktaya doğru yürümektedir. Özel ve zorunlu sorumlulukların üstlenildiği yurtlar, kişilere göre farklı yöreler olmuştur; en başta Ankara, İstanbul, yurt dışı, Konya. Uçhisar'ı özlemle anımsayan insanları barındıran yerlerdir artık.
* * *
Yabancı ellerin imrenilerek övüldüğü tavrımızdan vazgeçilerek, kendi yöremizi övülen, parmakla gösterilen yer haline getirmek, tek tek her Uçhisarlının elinde olduğunun, başarının irademiz çerçevesinde bulunduğunun hepimiz bilincindeyiz. Bu anlamda Ankara'da etkinlikte bulunan Uçhisarlılar Derneği'nin, tamamen memleket sevgisi ve bilinci ile yürütülen, 1967 yılından bu güne kadar sorumluluk üstlenenlerin özveri ile hemşeriler ve Uçhisar için yapmaya çalıştığı hizmetlere kısaca göz atmak istiyorum.

Uçhisar'ın en çok göç verdiği şehir Ankara'dır. Ulaşım kolaylığı, iş olanakları ve başkent olmasının bu olguda rolü vardır diyebiliriz. Ankara, Ülkemizin ikinci büyük şehridir ve semtler arası ulaşım özellikle maddi açıdan özveri gerektirmektedir. Ayrıca İş olanakları zamanı kısıtlamakta, uzak semtlerde oturan hemşerilerin görüşebilmeleri ya tesadüflere kalmakta ya da mümkün olamamaktadır. İlişkiler, sevgi, bağlılık, yardımlaşma, görüşmelerle ve bir arada olabilme ile mümkün olacağından, zaman içerisinde hiç istenmediği halde görüşemeyen hemşerilerin arasına soğukluk girmektedir. Birincil derecede önem arz eden bu konunun sürekli canlı tutulması zorunludur. Öte yandan hemşeriler adına Ankara'da ikamet edenlerle kasabamız arasında sürekli bir ilişki yaşatabilmek de önem arz etmektedir. Kısaca, Uçhisarlılık burada, orada ve her yerde nasıl yaşatılır bunun bir ölçüde de olsa sağlanabilmesi konusu her hemşerinin sorumluluğundadır diyebiliriz.

İnsanlar, ait ya da ilgili oldukları her kurum için olağandan daha fazla bir hizmet beklentisi içerisinde olmuşlardır. Derneğimizden istenilenler de bu anlayış kapsamında olmaktadır. Birey,yakın çevresi ile olan(arkadaş, akraba gibi) insani ilişkilerde de bu ruh halini hep yaşatacaktır. Kendisine karşı; olanaklar ve yapılabilirliklerin üzerinde bir beklenti, bir duruş isteği, kendisini o olgu içerisinde ayrıcalıklı konumda sayma, insan psikolojisi ile bağdaşan, olağan karşılanması gereken durumlardır.

Buna karşılık, karşı tarafın(kişi ya da kurum), önceden belirlenmiş olanakları, yükümlülükleri ve koşulları sınırlıdır. Kişi ya da kurumları o sınırlar içerisinde tutan zorunluluklar vardır. İlişkiler ya da hizmetlerin sağlıklı bir çizgide yürütülebilmesi, kişilerin anlayışına, kurumların görev sorumlulukları çerçevesinde hassasiyet göstermelerine bağlıdır diyebiliriz. Bu cümleden olarak derneğimizin, bedeni ve beyinsel hizmetlerinin yürütülmesinde özverili hemşerilerimizin katkıları ile fazla bir sıkıntı yaşanmazken, zorunlu harcamaların karşılanmasında güçlüklerimiz olmakta, daha geniş bir hizmet anlayışının uygulama olanağı güçleşmekte ya da ortadan kalkabilmektedir.

162 Üyesi bulunan derneğimizin yıllık aidat ücretini 25,00 TL gibi her üyenin ödeyebileceği bir miktarda tutarak zorunlu giderlerimizi karşılamayı düşünüyoruz. 2008 Yılından beri de bu ücrette artırıma gitmedik. Ancak, yıllık aidatını düzenli şekilde ödeyenlerin sayısı maalesef 50' yi geçmemektedir. Aşağıda belirttiğim hizmetlerin nasıl yürütüldüğüne dair bir soruya yanıtım; "sağ olsunlar sayıları 5-6'yı geçmeyen hemşerilerimiz sayesinde," olacaktır. Madde madde sıralayacağım hizmetler düşünülüp Uçhisarlılık bilinci ile yorumlandığında derneğimizin yaşatılması gereği algısı ortaya çıkacaktır, kanısını taşıyorum.


HİZMETLERİMİZ


1- 2006 Yılından bu güne kadar 49 öğrencimize öğrenim yardımı aksatılmadan yürütülmüştür. Öğrenim yardımı almanın koşulları; a) Uçhisarlı olmak, b) ekonomik koşulları, ailesinden uzakta öğrenim yapmasına uygun bulunmamak, c) Uçhisar dışında okuyor olmak, d) Belediyemizin de uygun görüşünün alındığı üçlü bir kurulca ve derneğimizce onaylanmak. (Halen aylık 120,00TL öğrenim ücreti ödenmektedir. Ayrıca, bunlar dışında bir kaç öğrencimiz daha, derneğimiz dışında bir hemşerimizin ilgi ve katkıları ile öğrenci yardımı almaktadırlar.) Bu hizmet, derneğimizin yürütmekte olduğu en anlamlı ve o derece önemli hizmetlerinin en başında gelmektedir. Uçhisar dışında öğrenim gören, öğrenimini sürdürebilmesi için maddi desteğe ihtiyaç duyan her öğrencimize yetişebilmek mutluluk ve moral verici bir olay olmaktadır.


2- Gıda yardımları: 2000 yılında başlatılan bu hizmet de aksatılmadan yürütülmektedir. Üç yıl öncesine kadar Ankara'da hazırlanan ve kapıda teslim olarak yerine getirilen çalışma, Nevşehir'de bulunan mağazalarla varılan anlaşma sonucunda ilgilinin bizzat mağazaya giderek teslim alması şeklinde yürütülmektedir.
(Her iki hizmet de Uçhisar'da yaşamayan hemşerilerimizin kasabamıza yardımlarıdır. İlgilenen sayın üye ve hemşerilerimize derneğimiz adına teşekkürlerimizi sunuyorum.)


3) Üyelerimiz arasında iletişim kurmak her önemli olayı( cenaze, düğün, bayram kutlamaları v.b.) zamanında duyurabilmeyi sağlamak amacıyla telefonla mesaj gönderme hizmetimiz üyeler arasında memnuniyetle karşılanmaktadır.


4) Her cenazeye dernek adına katılmak, hasta hemşerilerimizi ziyaret ederek ya da telefonla ulaşarak geçmiş olsun dileklerimizi iletmek. Düğün ya da önemli mutlu olayları dernek adına gönderilen çelenklerle kutlamak.


5) İnternet sitemizde ve facebook'ta açtığımız hesapta, uçhisar ağırlıklı bilgi ve fotoğrafları yayımlamak, hesabı olan üyelerimize ulaşarak önemli günlerini kutlamak, Uçhisar, Kapadokya ve genel konularla ilgili yazılar hazırlayarak yayımlamak.


6) Dini bayramların akabinde dernek binasında topluca bayramlaşma törenleri düzenlemek.


7) Vilayetimiz kapsamında yürütülen ve Uçhisarı ilgilendiren etkinliklerde hazır bulunarak kasabamızı temsil etmek.


* * *
İmece usulü yufka ekmek yapılan evin kapısının gece yarısından sonra gençler tarafından çalınmasını anımsıyorum. Peynirli, tere yağı sürülmüş börekler herkese yetecek kadar sunuluyor. Sıcacık, mis gibi börekleri unutmak mümkün mü?
Dere çıkışı yabani otlarla kaplı harap alanlarda mor göbekli nevruzları topladığımız günler gözlerimin önünden hiç gitmiyor.
Çubuk'ta, Haftlı'da yaşadığımız havuz sefaları daha dün gibi aklımda. Belediyenin bahçesinde, bahçe duvarlarından kopmuş taşlarla yaptığımız yuvalara, Çubuk yolundan geçen "bostan" yüklü eşeklerden alınarak yerleştirilen karpuzları yumrukla kırarak avuç avuç yediğimiz günler unutulacak gibi değil. Sabahın erken saatlerinde bağ bahçe yönünde atlı eşekli kümeler halinde çıkışlar, öğleden sonrasında başlayan gruplar halinde iş dönüşleri, kasabalar arası futbol karşılaşmaları, Öğrenci servislerinde yaşadığımız bal gibi tatlı anılar, Uçhisarla ilgili film şeridi gibi akıyor gözlerimin önünden. Beldemizin yaşayan ve aramızdan ayrılan Güzel insanlarını yürekten anmamak elde değil.
Son nefesinize kadar yüzünüzde bir tebessüm olarak asılı kalacak anılar... Uçhisarla ilgili her şey sevinç ve mutluluk vesilesi olurken, memleketime karşı sorumluluklarım uyarıyor beni. Sorular, neler yapılmasını anımsatıyor. Ödevlerim, "UÇHİSAR ÖDEVİM" her an aklımda, benimleler. Ahmet, Hüseyin, Ali, Mehmet..... Hemşerilerimin hepsi! Bir arada olalım, Uçhisar'ı Uçhisar'lıyı ebedi kılalım, güzellikleri geleceğe taşımak için el ele verelim. HAYDİ BİR ARADA VE HEP BİRLİKTE!!!

Mehmet Atılgan
06Temmuz 2014



1717 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı