• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
AHMET KUTLAR
UÇHİSAR'DAN BİR EFSANE (Mahsen Hanım Efsanesi)
24/03/2014

MAHSEN HANIM EFSANESİ

 

           Uçhisar’da bir zamanlar Ağanın Kalenin dibindeki bir evde mutlu ve zengin bir aile yaşardı; Ailenin Mahsen adında bir kızları vardı. Mahsen çok güzeldi, gül gibi gamzeli yanakları, ok gibi kirpikleri, ay gibi kaşları, ceylan gözleri vardı; esmer güzel dedikçe güzeldi, huyu suyu desen diyecek yoktu. Güzelliği dillere destandı.

         Oğlu evlenecek kadınlar bir bahaneyle Mahsen’i görür hayran kalırlardı. Delikanlılar Mahsen’i görmek için fırsat kollarlar, görenler birbirlerine anlatırlardı. Göz mü değdiler rahatsızlandı mı bilinmez, Mahsen’in annesi hastalandı. Kasabadaki ve çevredeki hekimler annesinin derdine bir çare bulamadılar ve anne öldü. Baba kız kalakaldılar, o günden sonra babanın eşine olan sevgi ve koruyuculuğu Mahsen üzerine yoğunlaştı. Kızını sinekten sakınır, uçan kuştan kıskanır oldu.

          Yalnızlıktan Mahsen’in, canı sıkılıyordu. Bir gün işlerini bitirdikten sonra odasına geçti ve pencerenin önündeki minderine oturdu, dantel örmeye başladı ki bir ses duydu.

          -İğne var, iplik var, ayna var tarak var.

          -Haydi dikiş yüzüğü geldi.

          -Kumaş dimilikler, entariler geldi.

       Mahsen belki bir şeyler alırım hem de can sıkıntısını gideririm düşüncesiyle hemen koştu. Bir deve yanında bir adam perdeleri gösteriyordu. Bir eşek yularından tutmuş yağız bir delikanlı habire bağırıyor, getirdikleri çeşitleri sayıyordu. Eşek öyle süslüydü ki, koşumunda sarı parlak demirler, palanı kuskunu halı dokuması, palanı nazar boncuklu ve püsküllüydü. Devenin boynundaki irili ufaklı çıngıraklar renkli kurdeleliydi. Kuyruğuna dahi nazar boncuğu takılmıştı. Mahsen almak isteği şeylerin genç çerçide olacağı düşüncesiyle onun yanına yaklaştı. Kırmızı bir eşarp almak için elini uzattığında delikanlı ile göz göze geldi. Heyecanlanmıştı ilk defa kalbinin bu derece hızlı çarptığını hissetti. Ne alacağını unuttu, rast gele ihtiyacı olmayan şeylere bakıyordu. Mahsen daha önce hiç bilmediği duygu deryasında çalkalanıyordu. Çerçide müşterinin yanında daha çok kalması için heybesinden çeşitler çıkartıyor ona dokunmak istiyordu. Mahsen daha fazla dayanamayıp sordu.

             -Nerelisin?

             -Başhisar

             -Uzak mı buraya?

              -Yok,  fazla değil

         Bu kısa konuşmadan sonra Mahsen kırmızı kurdele aldı parasını ödedi, koşar adımlarla evinin yolunu tuttu. Odasına çekilip minderine oturduğunda aklı başı o gençteydi. Aşkın ne olduğunu bilmeden aşık olmuştu. Bir ara unutmak istedi. “Kendi kendine ne de olsa yabancı, babamın huyu ve düşünceleri benim için belli bu bir geçici heves” diyor. Ama satın aldığı kurdeleyi öpüp kokluyordu. Sonunda dayanamayıp genç adamla buluşmaya karar verdi. Kalbi onun için atmaya başladığından itibaren aklı alıp gidiyordu. Bir gün babasının yokluğunu fırsat bilip buluştular. Artık Mahsen her şeyi göze alıp buluşmayı sıklaştırdı. Çok geçmeden babası durumu fark etti, kızının davranışları, konuşmaları değişmişti; onu takip etmeye karar verdi. Sezgilerinin doğru olduğuna kanaat getirince, Mahsen’i odasına kitledi ve buradan hiç çıkmayacaksın diye bağırdı. Mahsen artık hapsolmuştu. Odanın bir penceresi vardı ama inip çıkılması imkansızdı. Acımasız babanın kapıyı açıp kendisini  serbest bırakmasını günlerce bekledi. Mahsen aklından hiç çıkartmadığı genci düşünüyor. Satın aldığı kırmızı kurdeleyi öpüyor. “Ah annem sağ olsaydı belki halimden anlar” diyordu. Onun sırdaşı dert ortağı pencerenin önüne konan güvercinlerdi.

           Aşkını kaderini güvercinlere anlatır. Onlarla konuşur olmuştu. Bir gün inanılmaz bir şey oldu, Mahsen güvercine dönüşüverdi; çok sevindi artık özgür olmuştu. Tek isteği sevgilisine uçmaktı. Bir deneme yaptı. Tığraz Kalesine oradan da Kara Kaleye uçtu ama sevgilisinin olduğu yer bir hayli uzaktı. Sevgilisine biran önce varmak için can atıyordu. Ok gibi fırlayıp güvercin kümelerinin kırlangıçların arasından geçip gitti. Bir müddet sonra yoruldu, Ortahisar yakınlarındaki Sak Kalesine kondu dinlendi. Oradan Başhisar’a kadar durmaksızın uçtu; sevgilisinin kollarında tekrar Mahsen’e dönüştü.

            Artık her gün pencerenin yanına gidince güvercin oluyor, sevgilisiyle buluşup, karanlık çökmeden hapishaneye giriyor ve Mahsen’e dönüşüyordu. Bir gün babası odasına geldi, kilitli kapıyı açıp içeriye girdi. Mahsen yoktu, şaşkın şaşkın etrafına bakındı. Dolabı, yüklüğü aradı Mahsen yoktu. Kapının bir anahtarı var oda elindeydi. “Hayır bu imkansız “ diye mırıldandı. Eğildi pencereden baktı “bu mümkün değil” dedi.  Odanın içinde dolaştı neler olabileceği düşündü. Ama söz verdi “Ne olacağını mutlaka bulacağım” dedi.

          Ertesi sabah evden ayrıldı. Yoldan geri dönüp doğruca Mahsen’in odasına gitti, kilidi açtı, Mahsen yine yoktu; sezgisini doğrulamak için umutsuzca kızını bekledi, akşam olunca belli belirsiz bir kanat sesiyle irkildi. Beyaz bir güvercin Mahsen’e hapishane olan odanın penceresinin önüne konmuştu, hemen koştu, eşikleri  üçer beşer atladı, koridora geçti, aceleyle kilidi açtı, Mahsen minderinde oturmuş nakış işliyordu ama yüzü kıpkırmızı olmuş kalbi ise küt küt atıyordu. Babası hayretler içerisinde kızına baktı, bir sağa, sonra sola bir şey diyemeyince dili tutulmuştu. Sonra geri adım attı kapıyı kilitleyip ayaklarını sürüyerek uzaklaştı. Babası ayrıldıktan sonra Mahsen hafifçe gülümsedi.

          Ertesi sabah beyaz güvercin yine odayı sessiz bırakarak pencereden uçtu gitti, babası artık ne yapacağını bilmiyordu, gördüklerine inanamıyordu, Kızının onu kandırdığının farkındaydı ama ne yapabilirdi? Kararını verdi bir gün Mahsen’in boş bıraktığı odada akşama kadar bekledi, güneş Ağanın Kalenin arkasından kaybolduğunda güzel beyaz güvercin uçarak pencerenin önüne kondu, bir saniye sonra kuş ölmüştü. Mahsen kendi babası tarafından öldürülmüştü.

           Uçhisar’daki tüm güvercinler önce inanmadılar olanları görmek için kaleye uçtular, oradan ayrılıp zehirli tahıllar topladılar, Mahsen’in yanlış ölümünün intikamını almak için zehirli tohumları babasının son yemeği olacak tabağın içine koydular. Ölmeden önce düşünceleri değişen baba çok pişman olmuştu. Son nefesinde “Mahsen” diye fısıldadı.

           O günden sonra Uçhisar’da  doğan kız çocuklarına Mahsen ismi verilmedi, çeyizini hazırlayan genç kızlar perdelerinin altına güvercin desenli dantel örerler ve kaledeki güvercinler ise yastadırlar.

                                                                                                                      AHMET KUTLAR

 

1. Efsane: Olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayali hikaye söylence, Evely Koop.Uchisar Unfolding The Many Facen Of Cappadocian Village, Yard.Doç.Dr.Adem ÖĞER, Nevşehir Halk Kültürü,

2. Çerçi  : Köy,Mahalle, Pazar gibi yerlerde dolaşarak ufak tefek tuhafiye eşyası satan kimse

3. Başhisar  : Ürgüp’ün o zamanki adı

 



3637 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

     25/03/2014 12:55

Kendisi efsane gibi bir yurt olan Uçhisar'a Mahsen masalı çok yakışmış. Kalemine sağlık Sayın Kutlar. Uçhisarla ilgili her konuda yazılması her üyemizden beklentimiz.
MEHMET ATILGAN

Yazarın diğer yazıları

GÜVERCİNLİK VADİSİ-UCHİSAR - 11/10/2014
Kapadokya bölgesinde güvercin ve güvercinliklerin en yoğun olduğu Uçhisar Kalesi
SIRA ODASI - 30/05/2012
Anadolu’muzun hemen hemen bütün bölgelerinde diz boyu karlı, soğuk kış geceleri sıra odaları ile renklenir.
UÇHİSARLI BAŞARAN - 30/05/2012
Asıl adı Şükrü Atay olan Başaran genç yaşta bağlama çalmaya başlar;
Ahmet Misali URAZ - 30/05/2012
Ahmet Misali (Hicri 1319-Miladi1903 yılında) Uçhisar’da doğdu. Babası Hacı Mustafa Efendi, annesi Emine Hanım’dır.
CİCİ AHBAB - 30/05/2012
1904 yılında Uçhisar’da dünyaya gelen “AHBAB” ailesinin tek çocuğudur