• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
UÇHİSAR İÇİN - 12 (Gazel Yasağı)
01/03/2014

 

      Ahmet, tarih öncesi zamanların içerisinden geçerek önemli işlevler üstlenmiş, günümüzde de turistik özelliği ile dikkatleri üzerine çeken kasabasının, kendisine göre en güzel sokağında oturuyordu. Yaşları epey ilerlemiş olmasına karşılık yılın en az yedi ayında yorulmak bilmez bir çaba içerisinde çalışarak ailesine büyük katkı sağlayan annesi ve babası ile birlikte sürüyordu yaşamı.

 

Üç çocuğundan en büyük olanı yeni gelin olmuştu. Aynı sokakta değil ama aynı mahallenin fazla uzak olmayan bir sokağındaydı evleri. Zaman zaman bağ bahçede karşılaştıkları olur, akşam yemeklerinde çok sık olmasa da bir araya gelirlerdi. Eşi olsun, diğer aile fertleri olsun işinde gücünde, akıllı bir adam olarak gördükleri damatlarından memnundular. Zaten, kaynana yok, kaynata yok çöpsüz üzüm misali birisine düşmüşlerdi. Sadece, okul çağında, ağabeyinden başka yanına sığınacağı kimsesi olmayan bir kız kardeşi ile birlikteydiler. Amcası, dayısı herkes geçim mücadelesinin içerisinde çabalayıp durmaktaydılar.                                

 

Okumamıştı büyük kızı. Ahmet, öğüt vermekten, teşvik amaçlı konuşmalarından kendisi de sıkılmıştı ama ikna edememişti bir türlü. O nedenle de, “köy yerinde ömür boyu yaşamayı ve çalışmayı tercih etti,” diyordu kendi kendine. Gelinlik yaşına gelinceye kadar kendi ailesinde görmüştü yaşamı, çekilen sıkıntıları. Kendisi seçmiş, karar vermiş, her şeye katlanmayı da bilecekti kuşkusuz. Ama diğer iki çocuğu için ağırlığını daha bir koymakta kararlıydı Ahmet. Bu konuda ikisinde de olumlu yaklaşımları gördüğünden rahattı. Neymiş, kız çocuğu okuyup da ne yapacakmış, kocası beslesin miş! Kadına besleme gözüyle bakan anlayışı hiçbir zaman kabul etmemişti. Bilakis, kadının okumada öncelikli olmasını savunuyor, birincisinde başaramadım ama ikincisinde mutlaka çabalayacağım, ağırlığımı koyacağım diye düşünüyordu. Vilayete okumak için gidenlerin ezici çoğunluğunun erkek olduğu,  “erkek çocuğunun okuması gerek” anlayışının kabul görmesi, bu şekilde bir algılama oluşturmuştu. Artık iki çocuğunun arkasında durmak, gerekleri yerine getirmek kalıyordu. “Bunca yıl çalıştın, çabaladın, koşturdun ise karşılığını da aldın” diye düşündü. Kızını, ele güne muhtaç olmadan evlendirebilmiş, kimsenin beş kuruş desteğine gereksinme duymamıştı. “Eee normal” diyordu, kendi kendine. “Kim bu kadar çalışmış da asgari düzeyde ihtiyaçlarını karşılayamamış? Toprağın verimli olduğu yörelerde bu kadar çalışacaksın ihya olursun vallahi. Ama ne yapacaksın, Orta Anadolu burası. Memleket… Yaşam burada devam ediyorsa dertlerine de katlanmayı bilecekti.” 

 

Akşamları kahveye çıkmıyor, okuldan yorgun dönen  çocukların derslerini yapmaları için teşvik edici rolünü yerine getirmeye çalışıyor,ara sıra da teneffüs nitelikli boşluklarda yaşamlarına deneyim katacak anlatımlarda bulunuyordu. Bunlar, yaşamından aldığı anılardı. İlkokulu bitirmişti. Teorik olarak yaşama dair bilimsel öğüt ve önerilerde bulunabilmeyi çok isterdi ama yapabileceği hatalar şevkini kırıyordu. “Önemli olan yaşamın kendisidir, yaşananlardır. Gördüklerim bildiklerim de onlara yararlı olur, hem ben de az şeyler yaşamadım, onlara yaşadıklarımdan örnekler vermem hiç yoktan daha iyi değil mi?” diye de kendi kendine sürekli soruyordu. Yaptığı; bu boşluklar esnasında ikisinin ortasına oturup başından geçen önemli olayları, çevresinden ve büyüklerden edindiği yaşam deneyimini artırıcı öykü ve anıları anlatmaktı. Çocuklar babalarını dinlemek için derslerini bir an önce tamamlamanın yarışında oluyorlardı. Bazı akşamlar kahveye, insan içerisine çıkmanın da önemi büyüktü tabii. Ancak oyun oynamayı değerlendirilmemiş bir zaman kaybı olarak nitelediği için her akşam değil de haftada iki kez uğramayı adet edinmişti. Kendisi gibi, kahvede geçen zamanı konuşarak geçirmeyi yeğleyen arkadaşları ile yaptığı sohbeti, zamanın daha güzel değerlendirilmesi olarak görüyordu.

                                            *    *    *

Kahveden döndüğünde ev halkının uyuduğunu görmüş, gece uykusunda gaz lambasını söndüren karısına içinden bir sitem göndererek uyuyanları rahatsız etmeden sessizce yatağa girmeyi amaçlamıştı. Kaç kez uyarmıştı karısını; “yav kadın gece boyunca şu lamba kısık kalsın,” diyerek. Yok olmazdı. “Uyku esnasında kalkanlar

bilmiyorlar mıydı nereye basacağını, sabaha kadar yanan gazı hiç mi düşünmemişti!” Yatağa yavaşça girmiş ama bir türlü uyku tutmuyordu. Zindan gibi odada pencereyi belirlemek istemiş, bir ışık, bir işaret görememişti. Küçük hareketlerle ağdı döndü, uyku gelmiyordu bir türlü. Gözleri kapalı dalıp gitti:

 

“Her yılın bereketi yağış durumuna göre değişirdi. Verim, kıraç tarımın o yıl suya doymasıyla yüz güldürür ya da üzerdi. Mart başlarında, daha çok kuzeyin kuytularında erimeyi bekleyen öbek öbek kar kümeleri, üzerini buğu kaplamış güney ve doğuya bakan yamaçları seyrederken başlardı telaşe, koşturmaca… Hayvanların bir kış boyu biriktirdiği yanmış gübreler çuvallarla, küfelerle eşek sırtında, at arabası üzerinde taşınırdı bağlara, tarlalara. Bir kış boyunca evlerinde, komşu ziyaretlerinde, sıra odalarında, kahvehanelerde doya doya ve hoşça vakit geçiren insanlar, kovanından çıkarak sağa sola dağılan arılar gibi toprakla güreş tutmak için, geliyorum diyerek ellerine tükürmüşlerdi. Köyün yaşlıları, deneyim sahibi insanları adı gibi biliyorlardı bu başlangıcın hangi işleri izleyeceğini:

 

Önce pulluk çizgisinde kıskalar atılırdı, sıra sıra; atın varsa ne âla, yoksa kiralardın dönüm hesabı. Pulluğun arkasında, gübre atan ile kıskaları gübreye yakın yerleştiren iki kişi, önlerinde önlük iki büklüm iş bitinceye kadar soğan dikim işi ile ilgiliydiler. Arkasından patates ,nohut, mayıs ayına yakın zamanda   gerçekleştirilen fasulye dikiminin işlemleri soğana uygulanan işlemlere benzerdi. Pulluk ile dikilmeye uygun olmayan eğimli yerlerde ve at kirasından tasarrufta bulunmak isteyenler, bel ile ocak açma işlemi uygulayarak, bu ürünlerin dikimini gerçekleştirirdi.

 

Nisan başlarında,  kasabanın ekonomik ürünü üzüm için bağ budamaları, kasabalıyı on- onbeş gün oyalayan   önemli işlerin başında gelirdi. Deneyim isteyen bu işi bilenler kendi bağını budar, bilmeyenler ırgat tutardı. “Yav bilinmeyecek ne var budayıveririm” denilecek işlerden değildi. Sağlıklı ürün alabilmek için yılda en az yirmi kez işleme tabi tutulan bağların ilk işi sayılacak “budama” tamamlandıktan sonra, belleme işlemine kadar geçen zamanda   bahçe işlerine bakılırdı:                                                                                                            Karığa alma, hıyar, havuç, domates gibi sebzelerin dikimi, erken dikilmişse diplerinin kazılması ve besleme işlemleri yapılır, arklar belirlenirdi.

 

Dikilen sebze tohumlarının en geç yedi gün içerisinde topraktan çıkması gerekir. Kuraklık nedeniyle yüzeye çıkamayarak sıkışmış tohumların “kayşatılması” işlemi mutlaka yapılmalıdır. Ağaçların aralarının açılması bu arada yapılacak, geçen sonbaharda yapılmadı ise gübre verilmesi gerekecektir. Güvercinlik sahipleri kısıtlı olan gübre gereksinmesi konusunda daha şanslıdırlar. Kış aylarında güvercinliğine yem saçanlar gübre konusunda rahat ve ürün alımında da avantajlıydılar.

 

Kış mevsiminin sert geçmesi halinde soğuk iklimin gövdelere zarar vermesinin önüne geçmek için asma biçiminin tercih edilmediği çalı biçimli çubukların toprakla örtülen ana dallarının açılması zamanı gelmiştir. Buna “göz açma işlemi” denir ve çubukların hava alması, ana köklerde yararsız kılcal köklerin oluşmaması için yerine getirilir. Birkaç gün havalandırıldıktan sonra da bağ bellemesi sırasında yeniden toprakla örtülecektir. Bağcılıkta işler; yabani filizlerin alınması (ennur), külleme hastalığına karşı kükürt verme, toprağın havalandırılması ve yabani otların temizlenmesi için en az bir kez çapalama şeklinde, başlıca işler olarak devam edecektir. Üzüm serme ya da taze olarak şaraphaneye vermeye kadar geçen sürede; ekin biçme ve kasabada en meşakkatli iş olarak kabul edilen buğday hasadı (harman) işleri gerçekleştirilecektir. Halkın çoğunluğu, buğdayın tırpanla biçilmesi işini,  ırgat tutmayı gerektirdiğinden, kalıçla ve kendi olanakları ile yerine getirme yolunu seçecektir. Temmuz sıcağında bu iş yapılırken, akrep korkusu yaşamayan yoktu denilebilir. Tırpanla biçilen buğdayın harmana taşınması eşek sırtında yapılacaksa, buğday destelerinin yük olarak hazırlanması (şelek) işinin zor olduğunu en çok da hazırlayan bilirdi. Kalıçla yolunan ekinin şeleklenmesi işi sapın köklü olması nedeniyle daha kolaydı. Harman yerinde köklere yapışık toprağın temizlenmesi için tokaçlanması ayrı bir işlemdi. Batoz henüz girmemişti harman işlerine. Sapın samana dönme işi dövenle olmaktaydı. Ayrıca savurma, samanı samanlığa taşıma, yaz sıcağında saman tozu soluyarak yapılırdı.”

                                                                                                                                             

Hararet basmıştı Ahmet’i. Yorganı üzerinden atarak açtı gözlerini. Terlemişti. “Harman terletti,” dedi kendi kendine. Pencereye baktı. Pencerenin alanı büyüklüğünde koyu gri bir şekil oluşmuştu. “Sabah yakın olsa gerek, horozlar henüz ötmüyor ama” diyerek yön değiştirdi yatakta. Gözlerini yumdu. Uykulu bir hayal aleminde yeniden dolaşmaya başladı:

 

“ Bahçe sulama işini sevdiğini düşündü. Hıyarların tüylerini ısırırken hissediyor, yeni kızarmaya başlayan domateslerden bir tanesini ağzına alarak ısırmasıyla damağını buran ekşiliğin bütün vücudunda hissettiği bir rahatlamayı sağladığını fark ediyordu.  Mutluluk duygusunun  nedeni, çevre koşullarında yoğrulan soluğunun tüm benliğini sarmasıydı.Yeşil elmalar, salatalıklar, yaz elması, semiz otu, maydanoz eşeğe attığı heybenin gözlerini doldurmuştu. Sonraki günlerde karpuzlarla, armutlarla dolacaktı ikinci heybe.        

 

Aylardan en güzelinin eylül ayı olduğunu kaç kez dile getirmişti Ahmet. Bereketliydi çünkü. Kayısılar veda etmiş, hıyar el sallamaktaydı ama diğer bütün ürünlerin en bol olduğu, kış hazırlıklarının başladığı aydı. Yakın akraba ve komşuların katılımı ile sahrâ alemleri havasında, tencerelerde bulgur pilavlarının, kızıl üzüm, çavuş üzümü katığı ile lezzetine doyum olmaz patlıcan musakkalarının kaynadığı “Üzüm Serme” çalışmaları. Üzümler kurutulmuş, kaya ambarlara konularak daha çok da baharla birlikte pazarlamayı ya da tekele verilmeyi beklerken, pekmez kaynatma işlemleri başlamıştır. “Elma indirme” işlerinin ardından meyve ambarları da, nisan- mayıs aylarına kadar zaman içerisinde satışı yapılacak meyve yığınları ile doldurulmuştur. Buğday ekimi hazırlıkları sürerken, insanların toplu halde ve birkaç gün içerisinde yapmaları gereken, yılın önemli ve son işlerinden olan yasaklı “gazel süpürme” işine hazır oldukları, her iş gibi onu da yerine getirdikten sonra minderlerinde kış süresince rahat oturabilecekleri bilinmekteydi.

                                                *    *    *

İlkbaharda topraktan çıkan filizler kendilerini, dallarda patlayan tomurcuklarla bir yarış halinde  doğanın kucağına bıraktıktan sonra yeşilin her tonunda ve mevsimler boyu çevrenin güzelliğini ellerinde tutmuşlar, eylül ayı ile birlikte de sararmaya başlamışlardı. Kasabada her işin sonunun simgesiydi sarı yapraklar. Soluk yeşil, koyu kahverengiden açık sarıya kadar oluşan renk cümbüşü, sonbaharın güzelliğini duyguları hassas ve ince kılan kıpırdanışlara taşıyordu. Yaz sıcağında bir bardak soğuk su ile serinlerken oluşturdukları gölgelere de gerek duyulmaz olmuş, insanlar rastgele mekanlarda soluklanır olmuşlardı. Sarı renkli, işlevsiz varlıklarının doğa ortamında sonu idi sonbahar. Salınarak koptukları dallarından ağacının altında öbek öbek birikimler oluşuyordu, gazel olmuşlardı.

 

Çubuklarda üzüm yaprakları, bahçelerde kayısı, ayva yaprakları ev hayvanlarının iştahla tükettiği yemlerdi. Diğerlerinin yufka yapımında, pekmez kaynatmada alevli yandıkları için değerleri bilinirdi. Pekmez kaynatmada, önceden kesilerek hazırlanıp yaprakları ile kurutulan çalı dalları birincil yakıttı ama yokluk, gazel yakmayı da zorunlu kılabilirdi.

 

Yem olarak kullanılacaklar genellikle, samanlıklarda saman yığınlarının üzerini kapatacak şekilde serilir, saman yemine katık olma özelliğini sonuna kadar korurdu.

 

Her aile için gazel, yakıt olarak da, yem olarak da değerli olduğu için herkesin kendi gazelini edinmesi özel bir önem taşırdı. Zamanından önce edinmeye çalışmak geç kalanların mağduriyetini doğurabileceğinden, Çiftçi Mallarını Koruma idaresi ile ilişki kurarak belediye, “Gazel Yasağı” uygulamasını her yıl uygular ve kararlaştırılan günde de belediyenin tellalı ile kasabanın önceden belirlenmiş noktalarında ve akşamüzeri halka duyururdu: “DUYDUK DUYMADIK DEMEYİİİN…GAZELYASAĞI KALDIRILMIŞTIIIR.”  Ertesi gün özellikle hararlar, çalı süpürgeler hayvanlara  ya da arabalara yüklenir, bağ bahçe yolları insanların, hayvanların, at arabalarının oluşturduğu kervan görüntüsü verirdi.

 

                                                                   MEHMET ATILGAN

                                                                     28 – 02 - 2014



1131 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı