• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
AŞK
28/01/2014

 

                                           AŞK

 

      “Ne yaptığını bilmeme halidir aşk”. “Duyguların sersemlettiği ruh hali”. Yaşamı boyunca aşkı yaşayanlara şanslıdır diyebiliriz. “Sosyal ve maddi koşulları uygun olan insanlara yakışan yaşamdan bir kesittir aşk”. “Aşk karşılıklı yaşanan bir duygudur”. “ Sevginin fazlaca yoğunlaşmasıdır, aşk”.

  

Kişiye göre olabildiği için sayısız tanımı yapılabilmektedir. Aşkı yaşadığına ya da yaşıyor olduğuna inanan insan bu duygunun da kendisine özgü olduğuna bir türlü inanamaz. Karşı cinse, çok sevdiği her hangi bir varlığa karşı hissettiği yoğun duyguyu aşk zannedenler de pek çoktur. Evlilik aşkı öldürür, aşkın ömrü işte, şu kadardır gibi algılamalar ya da yaşadığının aşk olduğunu fark edemeyenler de aşkı tatmış ya da uzaktan yakından ilgisi olmayan bir aşk sanısı yaşamış olabilirler. Aşkı fark etmek ya da yaşamak, bir bütün olarak bu aleme kusursuz bakabilenlerle, özel koşullarında kusursuz bir yaşam çizgisi izleyebilenlere özgüdür diyebiliriz. Karşılığı olsun ya da olmasın uzun erimlidir bu duygu.

 

 Beklemeyen, bekletmeyen bir çizgide akacaktır her zaman. Yaşamın zorunlu bir kuralının kendi yaşamından sorumlu olduğunu unutmadan yetişebildiği her yükümlülükte var olabilmeyi benimser. Çaresizliği kendisini aşan konulardadır. İyiliğe çıkan yolun görünmeyen ucunu bilincinde aydınlatmıştır. Doğal haklara, insan haklarına en saygın konumda kalarak bakar ve küçücük bir karşı zorlamanın içerisinde olmaz. Yaşamın düzgün akışının önündeki engellere her zaman karşı durur, ulaşamadıklarına uzaktan da olsa duygusal tepkisini kesintisiz ayakta tutar. Bir hoş sada bırakarak ayrılabilmenin koşullarını bilir ve benimser. Eli kolu bağlı çaresiz koşullarda bile aydınlığa uzanan çizgiyi bulmaktır çabası. Sebep olanların hesabının yasal yollardan sorulacağının dışında bir yol düşünmez. Suçluların aczi daha çok bilinçsizliktedir. Suçlunun cezasız kalmayacağına inancı zayıflamışsa kaygıyı yaşar. Umutsuzluğu zafiyet olarak görür. Sanatçının eserine anlam kazandırması gibi insanı da bir sanat eseri gözüyle görmenin yanındadır.Ve sürekli ilginin destekleyicisidir. Geçici, hak edilmeyen kazançların gereği davranışların insanları, anlamlı ve saygın çizgiden uzaklaştırdığını bilir. Olumlu katkı sağlayabileceği yakınlarından uzak durmamaya çalışacaktır. Haksızlıkların karşı tarafın uygun kararı olduğunu bilir ve kendisine özgü bir karardır saygısını yaşar, kin tutmaz. Kendi haklarının korunmasında legal çözüm yollarında inançlı ve dik yürüyüşünü sürdürür.

 

Yüz hatlarında beliren neşeli hal yürekten gelen gülümsemedir. Kesinlikle iç aleminde farklı bir düşünceye yer vermez. İnsanları olumlu yönleriyle yad etmeyi tercih eder. Kurnazlığı yaşatılmaması gereken bir duygu olarak anlar, kandırmaca oyununu hiç oynamaz.

 

 Saygının kaynağının sevgi olduğuna inanır. Sevgi yoksa saygının susuz bir bitki gibi kuruyacağını bilir. Aşkın özgür bir duygu olduğuna inancı tamdır, sosyal statü ve maddi olanaklardan beslenemeyeceğine kuşku duymaz.

 

“Çok yakışıklı idi ya da çok güzel bir kızdı, elimde olmadan ona aşık oldum. Ama biliyorsun evlilik aşkı öldürüyor. Sonunda ayrıldık.”  “memleketin en zengin ailelerinden birisinin oğlu, çok ilgilendi benimle, kısa sürede aşkı bir alev gibi sardı beni. Birlikteliğimiz iki sene sürdü. Bir başkasıyla görünce yapacağım başka bir şey kalmadı. Ama onu hala seviyorum.” “Şu anda arkadaşım yok, aşkımı arıyorum.”

 

Gerçekleri ucundan kenarından kırpmadan öz eleştiri yapabiliyor muyuz? Küçük büyük demeden gerektiğinde çıkarlarımızı elimizin tersi ile itebiliyor muyuz? Hepsinden önemlisi kendimizin de içerisinde bulunduğu her olayda tarafsız ve doğru bir bakışla yorum ve davranış sergileyebiliyor muyuz?

                                                                                                     “Benim için uygun görmüşsünüz ama bunu hak ettiğimi düşünmüyorum. Ben sizin gözünüzde daha çok gereksinme duyan birisi olsam da bu yüklü miras, başlangıçta konuşulduğu gibi kardeşim Ali’nin hakkıdır. Çünkü, yıllardır tekkeyi bekleyen de o, aileyi koruyan kollayan da o. Böyle bir serveti reddettiğim için bana enayi, aptal yakıştırmalarını yapabilirsiniz. Ancak kardeşim Ali’nin daha da zenginleşmesi bana gurur verir. O benim için uygun gördüğünüz, kendisinin de rıza gösterdiği mirastan daha önemlidir.”

 

“Ahmet en yakın arkadaşım. İlişkimiz kırk yıldır sevgi ve saygı dolu çerçevede ve dostluğa ulaşmış bir çizgide sürüp gidiyor ama, bu olayda hiç tanımadığım, yasal yollardan hakkını aramaya çalışan Kemal Bey’in haklı olduğunu mahkemenin yüce heyetine açıklamak istiyorum. Ahmet davayı kaybedebilir, şu anda ben de onu kaybetme endişesini yaşıyorum.”

 

Bir düşünür,” fikirlerine tamamen karşıyım ama, o fikirleri özgürce savunman için canımı bile verebilirim,” demekte, özgürlüğün olmazsa olmaz yönünü dile getirmektedir. Özgürlüksüz yaşama olanağı bulamayan olgu ise aşktır.

 

“Yav hanım, halimiz malum. Sabahtan akşama kadar çırpınıyoruz. Mahsul para etmez, sandıkta bir çömlek dolusu sızgıt var ama, bir farklı tat yaşayalım diye kırk yılda bir, bir kilo yaş et alayım dedim sen tutmuş komşuya dağıtıyorsun, iş mi bu yaptığın?” “İş iş! Komşu hakkı kocacığım.”

 

Yaşamın içerisinden insan manzaraları ile sık sık karşılaşırız. Yaşama bakış düzeyinden de değerlendirme yaparız. “Enayi diyenimiz olur, hain yakıştırmasını yaparız, zavallı olarak niteler, kimimiz de tebessümle karşılar, sosyal ortamlarda paylaşmayı düşünürüz.”

 

“Japonya’da sular kesildiği için çıkan yangın söndürülemez. Belediye başkanı suların kesilmesinden sorumlu bir kişi olarak derhal istifa eder.”

 

“İkisi de altmış yaşından fazla bir çift koltuklarına oturmuş televizyon seyretmekteler. Koca bir anda kıvranmaya başlar, eşi bildiği kadar müdahalede bulunur, çığlıklarını duyan da olmamıştır. Koca ölür. Sabahleyin geç bir vakitte sessizlik komşuların dikkatini çekmiştir. Bir şekilde eve girilir ve iki cesetle karşılaşılır. İlgili yerlerden gelen görevliler çiftin yarım saat ara ile ve ikisinin de kalp krizi sonucunda öldüğünü belirlerler.”

 

2012 yılının ocak ayında dilek haritası çıkarmak amacı ile yapılan bir araştırmanın sonucunda insanların yüzde 29 oranında “aşk” dileğinde bulundukları saptandı. Aşk dileği, yüzde 27 oranında para ve yüzde 21 oranında sağlık dileğinin önünde yer alarak birinci oldu. Sağlıkla birlikte yüzde 5’in barış,  yüzde 9.5 oranında eğitim öncelikli olarak ilk tercihini belirten insanların toplamı altmışları geçen bir yüzdeyi bulabilmektedir. Bu sonuç bizi, çoğunluğun aşka  hazır ve yakın olduğu kanısına götürebilir!

 

Yine buradan hareket ederek aşkın, çok istenilen yüce bir duygu, bir özlem olduğu sonucuna ulaşabiliriz… En büyük ikramiyeyi yakalamak için piyango bileti alır,  hayal kurar dururuz. Aklımız o en büyük rakamdadır. Ama piyangodan mutlu sona ulaşmış birisini yaşamımız süresince yakın çevremizde görmemiş ancak, gazete haberlerinden okumuşuzdur.

 

Aşk, tüm insanların hem en yakınında hem de en uzağında durmakta, konuşlanacak kalbi aramaktadır. İstisnasız her birey de onu beklemekte.

 

Yüce duyguların insanı isek, yüreğimiz aralıksız ve hep canlı yaşayan sevgi tarlası halini almış ise, yaşamımız boyunca her türlü edinimimizde sevilenler ve muhtaçlar için de iyi niyetle candan dileklerimizi unutmadıysak, hangi konumda olursak olalım “insan insanın hizmetçisidir” diyebiliyorsak, ön yargısız  sonsuza dek yaşamaya tüm benliğimiz ile hazır isek, ömrümüzün sonuna kadar bırakamayacağımız aşka hazır olmamız gerekir. O, hak edene bir gün ulaşacaktır.  

 

Aşk zannedilen geçici heveslerin, “aşk” kavramı ile karıştırılmaması gerekir. Bir süre duygu yoğunluğu yaşanmıştır diye tanımlanabilir. Bu anlamda aşk piyangonun en büyük ikramiyesi gibi çok nadir insanlara kısmet olacaktır diye inançla vurgulayabiliriz. Yaşadığın aşk ise eğer, yaşadığın sürece seninle olacaktır. Aşk, eşinin ölümü ile partnerini sosyal ortamlarda aşk adına yalnız bırakmıştır. Onun kalan ömrü, sadece yaşamını sürdürmek amaçlıdır. İçerisinde bulunduğu her ilişkiyi aşk ile dopdolu bir yürekle yaşayacaktır. Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaşi Veli’nin yaşamlarının bir noktasında başlayan ilahi aşkları insanlığı saygın bir konumda kucaklamayı sürdürmektedir. İlahi aşk, kişisel aşkı besler. Cezbeden desteği ile sonsuza kadar yaşamasında en başta gelen dayanaklardan birisi olur.

 

Fitne, kibirli,bencil, sevgisiz insanların aşkı da; yaratılışından kaynaklanan ve sadece kendisinin inandığı  kısa ömürlü, geçici hevesler olarak kalacaktır.   

 

                                                                       MEHMET ATILGAN

                                                                          28-01-2014



1367 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı