• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
UÇHİSAR İÇİN (11) YEREL SEÇİMLER VE UÇHİSAR
26/12/2013

                                       YEREL SEÇİMLER VE UÇHİSAR

 

 

Demokrasiye  işlerlik kazandıran unsurların başında gelen yerel yönetimler için seçimler 30-3-2014 günü yapılacak. Halk, kendisine en yakın ve hizmet alacağı yöneticisini seçecek. Beş yılda bir yapılan seçimler için sandık başında sorumluluğunu unutmadan, özellikle kendi yaşamını öncelikli olarak düşünüp kararını verecek. Sorumluluğunun yaşadığı yöre ve insanına katkı sağlayabileceğini, çorbanın tuzunun kararını bozmadan hareket etmesi gerektiğini unutmadan yapacak bu görevi.

      

Tüm beldeler, ilçeler, il ve büyük şehirlerde yapılacak belediye başkanlığı seçimleri; muhalefet partileri, yürütme organı ve iktidar partisi için uzun bir aranın sonucunda  geçmişe verilen karne, geleceğe yeşil, sarı ya da kırmızı ışık  şeklinde yorumlanabilecektir. Oluşacak olan tablonun; her bireyin bakışına göre hem o yöre hem de ülke için olumlu işaretler, olumsuzluklar, farklı beklentileri içereceği görülecek, önümüzdeki yakın iki seçime de ışık tutabilecektir.

        

Nüfusun 65 milyonu yerel yönetimlerden hizmet almaktadır.

          30 büyükşehir

          3 bine yakın belediye

          51 il özel idaresi ve

          35 bine yakın köy bulunuyor ve yerel yönetimler kavramını oluşturuyor. 3 Milyona yakın kamu çalışanının 258 bini yerel yönetimlerde görev yapıyor.

         

Nüfusun yüzde seksenbeşine hizmet veren yerel yönetimlerin toplam devlet harcamasının içerisindeki payı Kalkınma Bakanlığı Veri Tabanı’na göre yüzde 10 bile değil. Yerel yönetimlerin hizmet ve yatırımda elini kolunu bağlayan konu bu.

         

Yerel seçimler, seçmenin hizmetini en iyi şekilde alabileceği yöneticisini seçmesinde en demokratik yöntemdir denilebilir. Seçim öncesinde yakın ilişkilerle, kişilik ve görev deneyimi hakkında edindiği izlenimlerle yöneticisi ile ilgili çoğu bilinmezin bilincinde olabilmektedir. Yönetici adayının belirlenmesinde öngörülen ve belirleme yetkisini seçmene bırakan ve en sağlıklı yöntem olarak kabul edilen “ön seçim”le adayın saptanması seçeneğinin siyasal partiler tarafından benimsenmesi önem kazanmaktadır. Bu durumda aday, görev aldığı takdirde hemen yakınındaki, yüz yüze olduğu halka karşı görev süresi boyunca sorumluluk hissetmekte,  denetime bir ölçüde seçmenin katkısı sağlanabilmektedir. Demokrasinin deneyim kazanması ve gelişimi bu şekilde  gerçekleşebilmektedir. Ön seçimin zahmetinden kaçınan ve adayını bir anlamda halkın hassasiyetini dikkate almadan merkezde belirleyen partilerde uygulama sorunları yaşanabilmektedir. Bu durum, yönetim uygulamalarında siyasal partiyi zor durumda bırakan sorunları doğurabilmekte, demokrasiyi rahatsız etmektedir. 

        

Aday belirleme sürecini yaşadığımız şu günlerde siyasal partiler aday adayları içerisinden adaylarını belirlemiş ya da belirleme çalışmalarını yürütmektedir.      

        

Uçhisar, dört bine yakın nüfusu ile “belde” statüsünde yapılacak seçimlere katılacaktır. Başlangıçta adaylar, mensup oldukları siyasal partinin ekonomik, sosyal, kültürel ve gelecekte yapmayı planladığı yatırımlar konusunda amaçlarını ve bu amaca uygun programlarını açıklayacak, seçmenine karşı ben en iyi adayım söylemini vurgulayacaktır.

        

Başlangıçta her  bir aday kendi siyasal partisinin temsilcisi gibi çalışırken, seçimlerden en önde çıkan ve Uçhisar Belediye Başkanı seçilen aday kendisini destekleyenleri büyük oranda bildiği ya da tahmin ettiği halde ilk günden başlayarak tüm “Uçhisar’lının belediye başkanı” olduğu bilincini gerçek bir bakışla benimseyecektir. Başkan bu bilinç ve anlayışı taşımıyorsa, gelecekte sunulacak hizmetlerde tarafsızlık anlayışı yara almış demek olurken, hem adayın hem de beş yıl sürenin sonunda yapılan seçimin eleştirilmesi halkın konuştuğu konular arasına girecektir.

 

NE YAPMALI?

      

Her Uçhisar’lının kasabasına karşı ilgi ve kaygısı kendi bakışı ve dünya görüşü çerçevesinde şekillenecektir. Bir diğerine karşı bu konuda konulan tepkinin karşı tarafın da kendi görüşüne tepkisini doğuracaktır. Bu zıtlık, Uçhisar konusunda gerçekten ve içten gelen görüşlerden kaynaklanıyorsa, görüşerek ve tartışarak fikirlerin birleştirdiği birlikte davranışı sağlayabilecektir. Bu gün ve gelecek için bir araya getirilen fikirler, görüşler sağlıklı ürünlerini her zaman verir. Hedefe ulaşabilmenin başlangıcında iyi niyet ve sevginin yattığını, işleri güçleri kolaylaştıran en önemli unsurun bunlar olduğunu unutmamak gerekir diyebiliriz.

      

2014 ve sonrası yılların Uçhisar açısından en yararlı bir biçimde kullanılabilmesi için her bireyin düşünce ve önerilerine saygı duymak ve karar erki olarak, uygun olanlarının yaşama geçirilmesi, önerilerin kaynağına bakılmadan ilkesel bir yaklaşımla benimsenmesine bağlıdır. Buna, hizmette amaç ve tarafsızlık diyebiliriz.

 

     

Henüz adayların belli olmadığı şu günlerde ve her zaman, Uçhisar’ın yönetimine karınca kararınca önerilerimizle katkıda bulunmak her hemşerinin üzerinde bir sorumluluk olarak durmaktadır. Dinlemezler, dikkate alınmam yaklaşımı ile kolaycılığa kaçmak geleceğin yararlı olabilecek uygulamalarını kısırlaştıracaktır. Bu düşünce ve anlayışla Uçhisar’ımıza katkıda bulunmak istiyoruz. Önereceğimiz iki ana konu, hem beldemizin hem Kapadokya’nın hem de ülke kalkınmasının temel sorunlarıdır. Bunlar “2T” ile simgelenebilecek: “Turizm ve Tarım”dır.

 

 

1-TURİZM:

 

İnsanlar, bir yerden bir yere seyahati severler ve ekonomik olanakları uygunsa bunu bir gereksinme olarak kabul edip turist olurlar. Yurt içinde yapılan seyahatler firmalara ve ülke ekonomisine katkı sağlamanın yanında yaşam kalitesinin yükselmesini de sağlar. Dünyada bacasız sanayi olarak da tanımlanan turizmde, olanakları ve zengin alt yapıları ile ünlü ülkeler, her ülkeden gelen ve döviz bırakan turistler sayesinde dudak uçuklatan gelirler elde edebilmektedirler. “Dünya Turizm Örgütü(WTO) veri tabanı”na göre (2012)Turizmde ilk sekiz ülke arasında 8. olarak yer alan ülkemiz yılda 26 milyar dolar gelir elde etmekte, bir yılda 35 milyon turist Türkiye’yi ziyaret etmektedir. 56 milyar gelirle ikinci sırada yer alan İspanya’nın ülkemize göre eksiği var fazlası yok. O nedenle, turisti ürkütmemek, özellikle genel yönetimde sağlıklı, kırılgan olmayan bir çizgiyi yakalamak durumundayız.

     

Geçenlerde haberleri izlerken Diyarbakır’da yapılan bir toplantı için TV kanalı, “şehirde mevcut 1900 yatağın tamamı doldu” haberini vermekte idi. Hemen aklıma Uçhisar’ın 1600 civarında bulunan yatak sayısı geldi. Diyarbakır ülkenin sayılı büyük şehirlerinden, Uçhisar ise 4000’i geçmeyen nüfusu ile bir kasaba. Bu olanaklara turizm sayesinde ulaştığımızı unutmamak gerek. Turistik özelliğimiz olmasa bol bol köy odalarına sahip olurduk. Sektörün ülkeye ve beldemize sağladığı olanaklar saymakla bitmez. İki örnek daha vermek istiyorum; yaşam kalitesi(gelişmişlik endeksi) sıralamasında Nevşehir komşuları arasında Kayseri dışında önde gelmektedir.

        Kayseri: 12

        Nevşehir: 37

        Kırşehir:   55

        Niğde :     58

        Aksaray :  66 ve

        Yozgat :    69.

       

Yine turizm sayesinde ilimizin nüfusu çoğu ilde olduğu gibi düşmemekte, aksine artmaktadır. ( Kayseri binde 17.98, Nevşehir 8.22, Yozgat 6.50, Niğde 4.35, Kırşehir 1.65).

        

Orta Anadolu’nun sanayisi, tarımı gelişmemiş ilimizde edinimlerimizin önde gelen kaynağı turizmdir, diyebiliyoruz. Altın yumurtlayan tavuğu en iyi şekilde besleme düşüncesinin önüne hiçbir engelin çıkmaması için bu konuya yoğunlaşmak zorunluluğu var denilebilir. Şimdi önümüzdeki seçimlerde görev alacak müstakbel başkana Uçhisar için dikkate alınır ümidi ile turizme hizmet amaçlı somut önerilerimizi iletmek istiyorum:

 

Kapadokya’da konaklama süresi ortalama iki üç gündür. Amaç bu sürenin çoğunluğunda turisti Uçhisar’da tutmak olmalıdır ve yetkili kurum da belediyedir. Bunun için yapılması gerekenleri sıralamaya çalışırsak;

 

1-    Belediye binasından başlayarak Balkon Restaurant’a kadar Ürgüp Yolunun yaz aylarında araç geçişlerine kapatılması. Bu uygulamayı tamamlar nitelikte önlemlerin de alınması, Vasıl Dere’si kıyı şeridinin belli noktalarda seyir için dürbünlerin de yerleştirilmiş olduğu kafe, yerel yemeklerin sunulduğu restaurantlar ve turistik eşya satış noktaları ile donatılması.

2-    Eski Belediye Binasının karşısında bulunan sokaktan Kesek Başı’na, dokuyu da fazla yaralamadan geçiş sağlanarak, halkın ürünlerini satabileceği mini “Uçhisar Sokak Çarşısı”nın gerçekleşmesi.

3-    Kütüphane dahil( yasal bir engel yoksa) eski İlkokulun karşısına gelen konutların kaldırılarak, çevresinde iş yerlerinin yer aldığı geniş bir meydanın oluşturularak, çiçek tarhları ile donatılması.

4-    Sosyal, kültürel ve tarihi nitelikli Uçhisar ve Kapadokya’nın özellikle geçmiş yaşantısını yansıtan bir müzenin açılması.

5-    Pekmez festivalinin düzenlenmesi. ( not, resmen pekmez festivali düzenlemeye yetkili tek yerleşim yerinin Uçhisar olduğunun bilgisini bir eski belediye başkanından öğrenmiştim.)

6-    Terk edilen belediye binasının, sağlıklı turizm hizmetlerinde önde gelen unsur olan halkın, bu konudaki bilincinin artırılması amacıyla eğitim ve sosyal hizmetler amaçlı olarak yaygın eğitim birimi olarak kullanılması.

7-    Bana göre Uçhisar için yapılacak en anlamlı, geleceği de kucaklayan en önemli proje Vasıl Deresi ile ilgili olanıdır. Bu öneriyi biraz açmak gerekiyor; Çok eski çağlardan bu güne kadar çok önemli bir yerleşim yeri olduğunu bildiğimiz  Uçhisar’ın en önemli sorunu güvenlik olmuş. Asırlar boyunca harika kalesi güvenlik amaçlı gözetleme noktası olarak görev yapmış. Yerleşim yerinden uzaklarda tarımsal faaliyetlerin yapılması can güvenliği açısından olanaksız olduğundan, köyün önünden kıvrılarak geçen Vasıl Deresinde tarımsal faaliyetlerin yürütülmesi yaşamsal bir zorunluluk arz etmiş. Yıllara göre doğa olaylarının farklı yaşandığı yörede, sel baskınlarına karşı tarım ürünlerini koruma amaçlı olarak dere kenarına külünklerle 3-4 metre çaplı savaklar eşilmiş. Savakların Göreme yakınlarına kadar uzandığını görüyoruz.

Ayrıca, kaliteli tarımsal ürünün desteklenmesi için vadi cephesinde eşilen gübrelikler (güvercinlik) ve savaklardaki külünk izlerinin silinmiş olması, iğne ile kuyu kazma örnekli bu el emeği tarihi eserlerin değerleri konusunda bir kez daha düşünmemizi gerektiriyor. Ve o insanlar hakkında saygımız bir kat daha artıyor, gözümüz gibi korumamız ve değerini bilmemiz gerektiğini anımsıyoruz. Günümüzde vadiyi gezdiğimiz zaman görünen manzaradan etkilenmemek mümkün değil. Savakların çoğu ağzına kadar millemiş. Oysa ki, balçıkların altında kalan başka yörelerde örneğine rastlanmayan öyküsü ile çok farklı bir tarih.

 

Turizm konusunda son önerimiz şu: Bu savakların  temizlenmesi. Suyun akışını takip ederek yürüyüşlere açık hale getirilmesi. Göreme’nin Uzun Dere’sine kadar uzanan “Hayal Yürüyüşü”nün, insanları tarihle buluşturarak gerçekleştirilmesi. Üç dört yıl içerisinde kendi reklamını yapacak olan, seyyahların dillerinden düşürmeyeceği bir hizmete yeni başkanın imzasını atması. Avrupa birliği bu tür projelerin finansmanını zaten karşılamaktadır. Bu konularda girişimde ve hizmette bulunmak isteyenlerin en yakın yardımcısının da belediyemiz olacağı vaadinin verilmesi.  

 

2- TARIM:

 

“Nature Dergisi”nin yaptığı araştırmaya göre; bu gün 7 milyar olan dünya nüfusu hızlı bir şekilde artarak yüzyılın ortalarında 9.3 milyar kişiye çıkacak. Nüfusun artışı sınırlı kaynaklar üzerindeki baskıyı daha da artıracak. Buzul çağının sonunda yüzde 30 olan tarım ve şehir alanlarının dünyadaki oranı bugün yüzde 43’e çıktı. Yani dünyanın yüzde 43’ü yeryüzündeki nüfusu yaşatabilmek adına tarım ve yaşama alanı olarak kullanılıyor. Bu oran 2025 yılında yüzde 50’ye çıkacak. Ancak yüzde 50’lik oran Dünya üzerindeki beslenme kaynaklarının gittikçe tükenmesine neden olacak. İnsanlar beslenme kaynaklarını, özellikle de fosil yakıtları hızla tüketerek kendi mezarını kazıyor.” TZOB Genel Başkanı tarımın önemini vurgularken bakın ne diyor: “Tarım, gayrisafi yurt içi hasılayı (GSYH) oluşturan 16 alt sektörü içinde ekonomiye yüzde 8.2 gibi büyük katkısının yanı sıra, diğer sektörlere ara malı ve hizmet sağlaması yönünden de ekonomimizin olmazsa olmazı durumundadır. Özellikle ekonomik krizler zamanında tarım adeta bir sığınma mekanizması gibi işleyerek ülke insanına iş kapısı açmaktadır.”

 

Önceden işaretini veren tehlike ya da sorun, dikkatle ve titizlikle ele alınarak  en az hasarla geçiştirilmeyi gerektirir. Milyarlarca insan açlık sınırında yaşam mücadelesi verirken, açlıktan ölen insanlar, refah içerisinde kaygısız ve aymaz yaşayan milyarları altından kalkılamayacak bir sorumlulukla baş başa bırakmaktadırlar. Her yatırım, tarım alanında yapılması amaçlanan her üretimde, doğaya zarar vermeme hassasiyeti unutulmamalıdır.  Dünya devletleri, doğa ile ilgili her tasarrufta birbirini denetleyecek örgütlenmelere önem vermek bu tür birlikleri teşvik etmek zorundadırlar.   

 

Her insan, yaşam sürecinde kendine özgü bir çizgiyi izlerken bilinçlenmekte, mesleki bilgi ve becerisini geliştirerek deneyim kazanmaktadır. Marangoz, her türlü ahşap ürünü, mobilyayı üretebilirken, berberlik mesleğinden bi-haber olabilmektedir. Her ürün, her bilgi, her beceri yaşamın kesintisiz ve aksamadan yürümesi için, insan için adeta servis edilmekte ve bir iletişim, etkileşim süreci yaşanmaktadır. Her şey insan içinse, herhangi bir yer insanla ancak anlam buluyorsa, yaşamın temelinde de toprak, toprağın ürünü gıda vardır diyebiliriz. Berber berberliğini, marangoz marangozluğunu, doktor doktorluğunu zaman içerisinde müşterilerine ya da hastasına yaparken, her alanda uğraş veren istisnasız her insanın kaçınılmaz biçimde gereksinme duyduğu bir şey vardır: Gıda. Gıdayı üreten de köylüdür. Hayvanı ile bakışan, hastalığından, açlığından anlayan, bitki köküne hangi oranda gübre verilmesi gerektiğini bilen, bir insana bakıyormuşçasına her gereği yerli yerince yerine getirerek en sağlıklı ürünü toplamayı bilen; köylüdür. Köy ise köktür…Tohumdur. Şehirli pazara ya da markete gider, verir parasını alır sebzesini meyvesini. Köy olmasa, çiftçi olmazsa şehirli ne yiyebilir ki? Bir toplum bu güne ve geleceğe umutla bakmak istiyorsa tarım ve kültür politikalarını sağlıklı oluşturmak zorundadır.

 

Doğu’da, Güneydoğu’da hayvancılığı iyi bilen köylüler bir anlamda zorunlu olarak göç ettiler, köyler boşaldı. Şehirlerin varoşlarında ekmeğe muhtaç duruma düşenler oldu. Büyükşehir Yasasını çıkarttık köyleri mahalle yaptık. Şehirli olma, duyguda ve anlayışta üretici köylü olma esprisini bozar. Mazot, gübre fiyatlarından bunalan köylü şehir kapsamında değerlendirilen arazilerinin vergi muafiyetinden yararlanamaması riski ile karşılaşmaktadır. Hepsini yaşıyoruz ve görüyoruz. Ancak, mutlaka görmek istediğimiz bir şey var; çağdaş, geleceği kucaklayan bir “tarım ve çevre planlaması” ışığında yürütüldüğüne inandığımız politikalar. Mutlu, kaygısız ileriye umutla bakabilen bir yaşamın alt yapısı tarımdır. Kalkınmanın, sanayinin alt yapısı da tarımdır. 41.426 kilometrekare yüzölçümü ile Konya  (40.814) büyüklüğündeki Hollanda Avrupa’yı beslemektedir. Biz ise fasulye, mercimek v.b. ürünleri ithal ediyoruz.

 

Uçhisar, özellikle kuru fasulyesi, patatesi, soğanı ve üzümü ile ünlü bir kasabadır. Bu ürünler ününü, oluşumunda toprağı serin tutma özelliğine sahip hışır katkılı topraktan kazanmaktadırlar. Kıraç tarım belki istenilen rekolteyi sağlamamaktadır ama ürünün lezzetini yoğunlaştırırken, sulu ekimden elde edilen ürüne  göre daha nitelikli olabilmekte, tercih edilen ürün özelliğini kazanmaktadır.   

 

Atalarımızı unutmadık. Bir avuç fazla toprak elde etmek için dere yamaçlarında eşek sırtında taşınan taşlar ile yarattıkları sekiler, geçime katkıda umut olmaktaydı. Emekli maaşı yok, herhangi bir yan gelir yok. Çok çalışmak ve emeğinin karşılığı elde edeceği ürün ile geçimini sağlamak var. Nitekim sağlayabiliyordu. Beslenmede gereksinme duyduğu her ürünü elde ederken, Nevşehir, Avanos ve yakın pazarları Uçhisar’ın ürünü ile doldurmaktaydı.

 

Sonra ne oldu? Devir değişti. Geleceğini planlarken Uçhisar’a yer vermedi insanlar. Ankara vardı, İstanbul vardı, Avrupa vardı. Umut veren bir milli tarım politikası olmamıştı. Olabilme olasılığı da yoksa, o diyarlarda geleceğini aramayı seçti. Toprak geçim kaynağı olmaktan yavaş yavaş çıktı. Yıllar sonrasında ise, sosyal güvencesine kavuşanlar toprakla ilgilenmeyi bir hobi olarak gördü. Atalarımızın çalışkanlığı, yaşantıları kahvehanelerde anı olarak konuşulur oldu. Uçhisar’ın o güzelim lezzetleri de bu anıları süslemektedir. Uçhisar’ın arazisi de nerdeyse boş yatmaktadır. Bu konuda ne yapılabiliri bir yönüyle ele alabiliriz diye düşünüyorum!..      

 

Emekli ya da çalışarak geçimini,- bir zamanların toprağa bağlı olunan koşullarına göre- iyileştiren insanlardan eski Uçhisar’ı canlandırmasını, üretim seviyesini yakalamasını bekleyemeyiz. Nakliyatta, tarımsal işlemlerde sahip olunan teknolojik gelişmelere ve olanaklara karşın bireysel çaba ve girişimlerle gerçekleştiremeyiz bunu. Ancak, örgütlü bir oluşumla bu çizgi yakalanabilir.

 

Kooperatif şeklinde ve bir kamu kuruluşunun önderliğinde bu organizasyon sağlanırsa istenilen amaç gerçekleşebilecektir. Bireysel girişimlerle parçalı arazilerde yürütülmesi olanaksız çalışmalar, birleştirilmiş alanlarda her türlü tarımsal teknolojik olanaklar kullanılarak yapılabilecektir.    

 

Nasıl yapılacak? Sorusu üzerinde aranacak çözümler en sağlıklı sonucu yaratacaktır. Bir kez, belirlenecek birim alan karşılığında bir ortaklık hissesi verilmelidir. Örneğin, “Aşağı Yüz” arazilerinde ortaklık alanlar birleştirilerek tümü üzüm yetiştirilmek amaçlı düzenlenebilir. “Yukarı Yüz” alanları da diğer ünlü ürünlerin ( patates, fasulye, soğan, kabak v.b.)ekildiği alanlar olarak ayrılabilecektir.

 

Organizasyon bünyesinde çalıştırılacak makine teknisyenleri, şoförler, operatörler ve diğer çalışanlar ile geniş bir istihdam alanı yaratılacaktır. Üretim değerlerinin sanayileşmesi( pekmez üretim merkezi, kabak çekirdeği, fasulye, nohut paktleme birimleri vs.) yönünde gelişen yeni örgütlenmelere gidilebilir.   

 

Belediyemizin öncülüğünde yapılacak bu çalışmalar turistik özelliği ile konuşulan Uçhisar’ın niteliğini artıracak, yeni özellikler katacak, ekonomisi ile de dikkatleri üzerine çeken bir merkez konumuna yükseltecektir.

 

Adaylarımızın Uçhisar’a kalıcı hizmetler bırakmak konusunda heyecan duymaları, bu gibi projeleri ile göreve talip olmaları önemlidir.       

 

Uçhisar için en çalışkan, en becerili beldemize yeni değerler katacak bir başkanı her hemşeri arzu etmektedir. Ben böyle bir aday kısmet olsun dileğinde bulunurken, tüm hemşerilerimin “Yeni Yılı”nı kutluyorum.

        

                                                                                       MEHMET ATILGAN

                                                                                         25 ARALIK 2013

 



1518 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı