• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
SON ÖĞRETMENİM
29/10/2013
SON ÖĞRETMENİM

İnsan ilkokul öğretmenini unutmazmış. Lisede müzik öğretmenini hatırlıyor musun ya da kimya dersine hangi öğretmen girmişti diye en yakınınızda ki, kişiye sorun çoğu söyleyemez. Ben de aynı durumdayım. Ama ilkokulda öğretmenliğimi yapanları ikilemeden sayarım; İsmail Ülkü, Hüseyin Taşhan ve Hasan Arısoy...

Giriş kapısının üzerinde "UÇHİSAR İLKOKULU " yazan, ön ve arka kısmı öğrencilerin teneffüslerde oyun ihtiyacını karşılayacak genişlikte alana sahip 5 sınıflı binaya girildiğinde sağ tarafta, sürekli olarak beşinci sınıf için tahsis edilmiş okulun en küçük sınıfını görürüz. Simetriğinde öğretmenler odası yer alır. Okul Müdürü Hasan Bey'in makam odası olarak da kullandığı yerdir burası. Sonra koridor boyunca sıralanan ve ara sınıfları için kullanılan daha geniş sınıflar dizilmektedir. Okulda görev yapan diğer öğretmenlerimiz; Ahmet Temelli, Durmuş Yalçın, Nazik Hanım, Hüseyin Til'dir. Öğretmenlerin tamamının memleketidir Uçhisar. Dördüncü sınıfa kadar öğretmenliğimi yapan İsmail Ülkü, iki yıl içerisinde de öğrencisi olma onurunu yaşadığım Hasan Arısoy ve Hüseyin Taşhan kadar diğer öğretmenlerimiz de çekindiğimiz, saygı duyduğumuz hatta korktuğumuz öğretmenlerdir. Okulumuzun emektar görevlisi Ali Kılıç'ı da yad etmemek olmaz. O ve ondan önce görevli Ahmet Amca sayesinde öğleye kadar teneffüs aralarında Yukarı Mahalle Çeşmesinden kova ile taşıdıkları suyu içerek susuzluğumuzu gidermemizi unutmak mümkün değil.
Teneffüslerde volta atan öğretmenlerimizi, ders esnasında ise sınıf öğretmenimizi görme, gözleme olanağına sahibiz. Okul dışı zamanlarda "öğretmen geliyor" denildiğinde her birimiz bir deliğe hesabı, kayboluruz. Korkarız görünmekten. Hangi öğretmen olursa olsun uygulama böyle. Sağlıklı ölçülerde yürütülen bir eğitim uygulamasında korkunun yeri var mıdır? Eğitimciler hep tartışmıştır bu konuyu. Ama biz korkardık öğretmenlerimizden. İlkokul öğretmeninden dayak yemeyen ya da kulağından şöyle bir çekilmemiş öğrenci var mıdır, sormak gerek. Günümüzde değil, geçmişteki durumdur bu. Sarıuşak Mahallesi ile yaptığımız mahalle kavgasında yer aldığım belirlendiği için Hüseyin öğretmenim bir ders boyunca tek ayak üzerinde tutmuştu beni.

Aşağı Mahalle Esnaf Sokağı 10 -15 haneli, çocukluğumu yaşadığım yer olduğu için olacak bana göre tek bir aile görünümünde bir sokak. Sakinleri gündüz vaktinde bağ bahçe işlerinde çalıştığı halde, kapısına kilit vurulmuş bir ev bulamazsınız. O gün bağ bahçe işi olmayan bir komşu bayan, zamanı geldiğinde evleri dolaşır, tandırda pişmekte olan yemeklerin suyuna, tuzuna bakar, ahırda yemlenecek hayvanlar var ise gereğini yaparak işine dönecektir. Sokağımıza komşu sokakta oturan Ahmet Temelli, iki ev ötesinde Hüseyin Til, aynı mahallede ama biraz uzakta kalan en kıdemli Öğretmenimiz İsmail Ülkü. Okul dışı zamanlarda onları ancak uzaktan görebilme olanağına sahibiz. Onların bizi görebilme şansları pek yok. Birisi "öğretmen geliyor" demiş, sokakta oynayan ne kadar öğrenci varsa her biri bir yere saklanmıştır. Buna korku deniliyorsa, korkudur belki! Ama öğretmenin saygınlığına dayanan korku. O benim öğretmenim değil, ben oyunuma devam ederim anlayışı olsaydı, öğretmeni uzak mahallerde oturan öğrenciler rahat rahat oyunlarına devam ederlerdi. "Okulumun her öğretmeni benim öğretmenimdir" anlayışı bizden önce ve bizim kuşağımızca hep benimsenerek yaşanmıştır.

O yörenin insanlarıyız. Ananelerimiz, geleneklerimiz, aile terbiyemiz kendine has özellikler taşımaktadır. Arkadaşlarım, o yörenin tanıdığım tüm insanları; yaşadıkları toplum içerisinde olumlu değerlendirilen, takdir edilen, işinde gücünde, yaşamın ince uzun yollarında yürürken saygınlığını koruyan insanlardır. Aile ve eğitim ortamında yaşamı algılamamıza en büyük katkıyı sağlayan aile büyüklerimize, özellikle de değerli ÖĞRETMENLERİMİZE hep borçlu kaldık ve kalacağız.
Onlar aramızdan tek tek ayrılırken kalanlarla teselli buluyor, avunuyor, zaman zaman yad ediyorduk. Bağımızın bir şekilde kopmamış olması avuntumuzdu.
Bu bağ, 18 Temmuz 2013 günü koptu. Ben son öğretmenim'i o gün kaybettim.

Ahmet Temelli öğretmenim, yolun açık olsun, nur içerisinde yat!

MEHMET ATILGAN
20 Temmuz 2013



1053 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı