• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
UÇHİSAR İÇİN - 8 ( Bizim Köy)
21/03/2013
UÇHİSAR İÇİN (8)

BİZİM KÖY

Güneşin tam arkasından doğduğu Erciyes'e karşı oturmuş, ikindi sonrası doğu yönünde birbirine paralel uzanan vadi ve dereleri tek tek inceliyor, Uçhisar'dan sonra sayabildiklerimin adlarını mırıldanıyorum: Vasıl, Göllü Dere, Söğütlü dere, Gemil gibi. İki vadi arasında yer alan düzlükler yeşil gibi görünüyor ama ekili yeşillik mi yoksa, doğal durum mu ayırt edemiyorum. "Karşı'da" bulunan tarlamıza ulaşımı eşekle yapabildiğimiz, dere tepe aşarak ulaşabildiğimiz yıllar geçiyor gözümün önünden. Hasat mevsiminde palanın iki tarafında küfe de olsa, çuval da olsa yükün sağlam olması gereğini hatırlıyorum. Yük devrildimi tünel gibi yoldan ya da dere kenarından geçiyor olmana bağlı olarak ya kurtarırsın ya da uçurum misali derinliklerde bulursun denkleri. Şimdi, çoğu yere traktörle ulaşma olanağı var ama ekim dikim bitmiş. Gezmeye gidersin ancak.


            Çocukluğumda, şu andaki oturuş biçimi ile doğuya bakan evimizin penceresinden Erciyesi uzun uzun incelediğim günleri ve zamanı anımsadım bir anda. Tan yeri ağarırken ateş rengi fonun önünde Erciyes'in siluetini, kısa bir sürede kızıl ışığın gümüş rengini almasıyla göz kamaştıran parlaklığın seyire olanak bırakmadığı dün gibi netti belleğimde.


             Dere yamaçlarını yavaş yavaş örterek koyulaşan gölgelerin içerisinde kayboldu ayrıntılar. O dakikadan sonra da hayallerim milyonlarca yıl öncesinin gerçeklerini dolaşmaya başladı. Kapadokya aynı Kapadokya değildi ama Erciyes bu günkü duruşu ile bakıyordu çevresine. Sırtını kızıllığa dayamış uzaklardan bakan devasa bir duruş. Güneş önüne alarak, bulunduğum yerden bakıldığında Erciyes'in görünümünü o zaman da aynı yansıtıyor, ışıklarını önce kırmızı sonra aklaştırarak uzatıyordu. Bütün bu manzara Erciyes merkezli olarak sabah öncesinde ve güneşin sayesinde oluşuyordu.


             Eğer o korkunç doğa olayı ve daha sonraki dönüşüm yaşanmasaydı, Kapadokya bu günkü görünümüne, doğal yapısına hiçbir zaman kavuşamayacaktı. Güneş, tan vaktinin yarı karanlığını yakalar ve ışıklarını kızıl renkte yeryüzüne salarsa, aynı kızıl rengi doğanın bir parçası Erciyes Dağı'da bizzat yapamaz mıydı? Bu birikim, bu potansiyel onda yok muydu! Vardı elbet. İnanan inanır, inanmayan bekler ve görürdü olacakları.


              İşte o gün gelmişti. Yirmibeş milyon yıl öncesi, neojen diye adlandırılan dönem. Toprak altındaki enerji Erciyes, Hasan Dağı, Melendiz ve başka dağların aktif hale gelmesiyle çatlayan yer kabuğundan 25000 kilometrekarelik alana yayılmaya başladı. "Mağma" denilen akıcı kızgın maddeler,"tüf"ler yüzlerce metre yüksekliğinde tepeler oluşturdu. Dağların içi dışına çıkmıştı. Güneş sayesinde oluşan kızıl fonu Erciyes kendisi yapmıştı. Kızaran kendisiydi. Ateş ırmakları önüne geleni yakıyor ve akıyordu... Sonra durdu. Dağlar,bu güne kadar süregelen sessizliğine çekildiler.


             Gazetelerden okuyoruz; Rusya Federasyonuna bağlı Sibirya ötesinde yer alan Kamçatka Yarım adalarına, bu yıl Doğu Anadolu'da yakın örneğini gördüğümüz dört metre Yüksekliği bulan kar yağdığını, adalar karla kaplı iken bir dağın faaliyete geçerek çevresinde akan ateş ırmakları oluşturduğunu.
Buzul bölgesinde bunları izlerken, milyonlarca yıl öncesi Kapadokya'da yaşananlara bakarak doğanın zaman ve mekan anlayışına akıl erdirmenin, sırlarına ulaşabilmenin mümkün olabileceği konusunda ikircikli duygulara istemeden kapılıyor, bilimin yolunun açık olması dileklerimizi yinelemeden edemiyoruz.


                                                   * * *

Milyonlarca yıl yaşanan ve her yıl tekrar tekrar karşılaşılan doğa olayları; kar, buz, yağmur, rüzgar. Rüzgarın önünde kaçanlar, sellere karışarak ırmakla buluşanlar, donarak, çözülerek gücünü direncini kaybedip yok olanlar. Bütün bunların milyonlarca yıl yinelenmesi sonucunda çukur ve sivri yeni oluşumların, şekillerin ortaya çıkması.Ve dünyada bir emsali daha bulunmayan Kapadokya'nın doğuşu.


             Milattan yüzyıllar öncesi, inşası kolay, mevsimlerinde yaşam koşullarını yazına, kışına göre kolaylaştıran, can güvenliğinin düz alanlara kıyasla tercih edildiği kaya kütlelerinin gövdesine eşilmiş damlar. Çoğu insan tarafından inziva, ibadet yerleri olarak kullanılmış mekanlar. Özellikle Arap saldırılarına karşı korunmak için yer altında kilometrelerce ve çok katlı olarak inşa edilen, havalandırma sisteminde uygulanan teknolojisi çağdaş ölçülerde bile takdir toplayan Yer altı şehirleri.


              Bölgenin en yüksek noktalarından birisini oluşturan Uçhisar Kalesi, büyük bir olasılıkla Erciyes'in kustuğu tüflerden oluşmuştur diye düşünebiliriz. Gövdesinin, Güvercinlik Vadisi'nin devamı olan dere kenarına kadar uzandığını görüyoruz. O dere kenarından başlayarak kalenin tepe noktasına kadar olan mesafenin yüzlerce metre olduğu da gözlerimizin önünde.


              11. Yüzyılda Selçukluların bölgeyi ele geçirmesinden sonra Uçhisar, "uçbeyliği" merkezi haline getirilmiştir. 1243 Yılında Moğolların Anadolu'yu istilasından sonra Uçhisar, Türkmen'lerle Moğollar arasında çekişmelere neden olmuştur.


              Hacı Bektaş-ı Veli tarafından yazılan ve Vilayetname olarak bilinen eserin 24. sayfasında Uçhisar, UCASAR olarak geçer.


              Başbakanlık Devlet Arşivleri Karaman Rum Defteri Hakani Tercümesi'inde Uçhisar Karaman Beylerbeyliğine bağlı, Niğde Vilayeti Ürgüp Kazasının bir nahiyesidir. Burada bulunan haritaya göre toprak büyüklüğü bakımından en büyük idari merkez olan Uçhisar bu günkü Nevşehir'i, Gülşehir ve Acıgöl ilçelerini içine almaktadır.


               Başbakanlık arşivi 40.387 ve 455 nolu tabu tahrir defterinde Niğde ve Aksaray'a bağlı kaza ve nahiyelerin 1530' yılındaki nüfus sayıları şöyledir:


 Niğde: 5750
Aksaray: 5630
UÇHİSAR : 2663
Ürgüp: 1617


             Uçhisar'ın, yakın tarih diyebileceğimiz birkaç yüzyıllık zaman sürecinde konumunu, idari yapı içerisindeki yerini, 1466 yılında Osmanlı topraklarına katılmasını biliyoruz. Daha çok da kalesi ile anıldığını, bölgeye hakim konumda bulunması nedeniyle de çevre güvenliğinin korunması açısından önemli bir rol oynadığını da biliyoruz. Bilemediğimiz taraflar kalenin ne zaman meskun hale geldiği ve uzun bir zaman sürecinde bu görevini yaptıktan sonra hangi tarihte kale dışında ve çevresinde yapılaşmanın başladığıdır. Bu yapılaşma kale çevresinden başlayarak vadi yönünde mi oldu yoksa, vadinin tabanından kale istikametinde yukarıya doğru mu gelişti! Araştırılması gereken bir konu. Bu sorunun yanıtı, kale çevresinde yer alan yapılar ile Aşağı Mahalle'de şu anda çoğu, kasabanın düzlüğünde yapılan inşaatlarda kullanılmak üzere taşlarının tek tek taşındığı mahallede kalan evlerin incelenmesinden bulunabilir.

* * *

1960'lı Yıllar. Siz deyin güvenlik amaçlı, ben diyeyim çevre koşulları ve zeminin yerleşime en uygun yer olması. Birbirine çok yakın altı peri bacası grubunun, bir anlamda gölgesinde yer alan Esnaf Sokağında akşam ezanını bekleyen grup, Aşağı Mahalle Camisinin eski tip minaresinin hemen yanında bekleyen cami hocasının Allahuekber demesini bekliyor. Ellerinde gerermiş çağlalar, can erikleri. İşte o dakika! 15-20 Kişilik kalabalık sokak boyunca koro halinde ve koşarak; "ezan okundu, pilav pişti, karnım şişti" deyişini söylerken birisi çağlayı ısırıyor öbürü, eriği sokuyor ağzına. Havalar sıcak. İftar sofrası genellikle "Hayat'a" kurulmuş. Birisi sessizliğin içerisini dinlese, sokak boyunca kap kaşık seslerini duyabilir ancak.


            Dar alanlarda yer yer düzlükler yer almakta ama bütün evlerin zemini kaya. Bu durum sadece Esnaf Sokağına özgü değil, Ağanın Kale'ye kadar yükselerek, üst üste oturmuş bütün evler için geçerli.


             Kapı mandalı sürgülü. Alt alta gelen üç halkanın ortasındaki olanı seyyar. Aynı hizaya geldiklerinde kovan takılır. Ev sahibinin evde olmadığının, belki de akşama kadar olmayacağının işareti bu. Orta yerde bulunan halkayı sağa doğru çekerek eve giriyorum. Orta genişlikte bir "hayat" karşılıyor beni. Sol tarafta, önü kemerli, orta yerinde tandırın bulunduğu yaz evi var. Onun dip köşesinden açılan kapıdan gazel damına giriyorum. Yakacak, çıtılgı ve odun yığınları ile karşılaşıyorum. Göz gözü görmeyecek şekilde bir karanlık ilerisini görmeme engel. Yaz evinin girişinin sağ tarafında yer alan kapı kışevine açılıyor. Kayadan oyma bir abdesthane sağ tarafta yer alıyor ve ortalık yerde bir tandır daha bulunmakta. Gazel damı ve kışevinin büyük kısmı kayadan oyulmuş, yaz evi ve kışevinin ön kısımları muhtemelen siyah Kepez taşından yapılmış. Hayat'ın uzak köşesinde bulunan kapının yer aldığı duvar da taş örme. İç içe iki göz dam tamamı kaya oygu. Gazel damı rutubetli iken bu ikisi rutubetsiz. Kuru kayıtların konulması için. Sağ tarafta tamamı taş yapı evin odası var. Evin alt katı boyunca yine kayadan oyma ahır. Ahırın giriş sağındaki kümes deliği koridor gibi kümese kadar uzanıyor.


               Ahırda bir inek, her zaman yanında bir danası ve iki eşek bağlı. Köyde her çeşit ürünün yetiştiği söylenebilir. Protein gereksiniminin kaynağı da bu inek ve iki günde bir yumurtlayan tavuklar. Dana, eğer erkek ise besiliğe değilse anasının yerini almaya hazırlanmakta. Erzak sandığında bir ya da daha fazla sayıda sızgıt çömleği sıralanmış. Evin gereksinimi yoğurt ve tere yağı, ahırda inek durdukça karşılanacaktır. Yeni yeni piyasada satılmaya başlayan Vita Yağına özenti vardır ama yine de tüketim tereyağı üzerinedir. Tavuklar iki günde bir yumurtlar ve tüketim fazlası, el örgüsü, içerisi samanla doldurulan sepetlerde saklanır. Tavuk eti, yumurtadan kesilmiş tavuğun ya da kümeste birden fazla horoz varsa onların kesilmesi ile tadılır. Çocukluğumun geçtiği sokağın ana hatları ile yaşam biçimi böyle idi. İnsanların geçimi, iklim koşulları ile doğru orantılı olarak o günkü ölçülerde sıkıntılı ya da rahat olurdu. Sokağımızın en önemli özelliği,komşuların gerçek anlamda birbirini seviyor olmaları ve aile görüntüsü vermeleri idi.


                Yıllar sonrasından Salim Amca'yı, ayakkabı tamircisi, zaman zaman eskiyen topumuzu yamayan Durmuş Ağabeyi, Sünnetimde bana hediye olarak verdiği 25 kuruşunu unutmadığım Hüldü Amcayı, Mehmet Emin Aksoy'u, Pırpırın Hacı Ağabeyi, Necati Amcayı ve ebediyete ulaşan tüm komşularımı rahmetle anıyorum.


                 "Memleket, çocukluğunun geçtiği yöredir" diye bir söylem okumuştum. Doğrudur. Ancak biraz eksik gibi geldi bana; o yerleri, o mekanı tamamlayan, güzelleştiren, yüreği sevgi dolu insan gibi insanlarla bu söylem anlam bulacak, yaşam boyu sizinle yaşayacaktır.


                 Bir kuşak kendisinden önceki nesile imrenir. Kendisinin yaşadığı koşulları hayal bile edemeden kaybolup giden insanların, özü sevgi ile dolu değerlerini saygın sunuş ve anımsamalarla yad etme çabasıdır yaptığı. Gelecekte saygıyı yaşatacak sevgiye olsun tüm yatırımlarımız. Şimdi çok çok sevginin ve sevmenin zamanı.

MEHMET ATILGAN
MART 2013



1685 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

     22/03/2013 15:41

Ellerine sağlık Mehmet abi.Benimde çocukluğum kısmen yukarı mahallede geçti.Anıları taze tutma konusundaki uğraşıların için teşekkürler.Yazılarının devamını diler saygılarımı sunarım
ÇETİN SAKA

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı