• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
ÇEVRE VE İNSAN
21/02/2013


                            ÇEVRE ve İNSAN


              Türkiye'deki olaylar macera filmlerini aratmayacak derecede heyecanlı ve akıcı.


               Haberleri izlemiş, özellikle trafik kazalarının verildiği, şu kadar ölü, şu kadar yaralı bilgilerinden içim daralmış, koltuğumda kıpırdanırken içeriden "pat" diye bir sese kulak kabartıyor ve o tarafa koşuyorum. Avizenin dururken düşüp parçalanmasına bir anlam veremezken, olana ne denir düşüncesi ile" ucuz atlattık" diyorum.


              Avizeci tanıdığım. Bana uygun bir tane verdikten sonra, bir de servis ücreti ödememi istemediğinden olacak nasıl bağlayacağımı bir acemiye nasıl anlatılırsa öyle anlatıyor... Evdeyim, bir sandalyenin üzerine çıkmışım, boynumu yukarıya bakacak şekilde kırmış, içerisinde küçük küçük çok sayıda vidaların bulunduğu aparata kablonun ucunu sokuyorum,arkasından sıkılamam gerek. Beceriksizliğimi bilirim de bu kadarını düşünmemiştim. İki de bir çıkıyor kablo. Kaç kez denemeden sonra olacak acaba diyorum! Boynum ağrıdı,kollarım yoruldu... Sonunda avizeyi bağladım ama altından her geçişte üzerime düşeceğini zannediyorum. Bir keresinde de su kaçıran taharet musluğunu değiştirmeye kalkmış, iki büklüm saatlerce uğraşmış, belimin ağrısını uzun süre hissetmiştim.


           Avize işinden sonra koltuğa oturarak düşünmeye başladığımda, "yav diyordum Kendi kendime; bu işin iyi yapanı kim? Tamirciler tabii ki. İnsanlar iş yeri açmış, bekliyorlar ki, müşteri gelsin, hem işini ehline yaptıracaksın, herkes bildiği işi yapsın, demez misin yeri geldiğinde? Evet , derim. O halde nedir bu durum? Yanıt veremeyip, suskun kaldığım bir soru kendime sorduğum. Karar veriyorum, bundan böyle her türlü işimi ehline yaptırmaya. "Sağlam yapar, insanın içine sinen bir iş yapılmış olur. Yanlış, eksik, çürük yapılan işlerin sonu israfı, malzemeden gereği gibi yararlanamamayı doğuracaktır. Bir anlamda ucu çevre sorunlarına kadar uzanacaktır" diyorum. Bu karar epey bir rahatlatıyor beni.


* * *


           Kajjtt diye bir sesin arkasından acı bir fren ile etraftaki insanlar bakışlarını sesin geldiği noktaya çevirdiler. Kırmızı ışıkta bekleyen araçların arkasında zor durmuştu kırmızı renkli Şahin marka araç. Az sonra da uzun uzun bastılar kornaya. Öndeki aracın şoförü pencereden uzattığı kolu ile kırmızı ışığı işaret ettikten sonra, kollarını aşağı yukarı sallayarak sert hareketlerle tepkisini gösteriyordu. Seyredenlerin hepsinin de aklından, arkadakine arabasından inerek karşılık verecek düşüncesi geçtiğine emindim. Öyle olmadı iyi ki. Olsaydı seyirlik daha kaygı verici bir hal alacak, iki akıllı varlık birbirine girecekti. Birbirine girmenin sonucunu kanalların haber bültenlerinin siyasi haberlerinden sonra bütün Türkiye izleyecekti kuşkusuz..

          " Kırmızı ışıkta durmak yüzünden çıkan kavgada iki kişi bıçakla yaralandı" ya da "bir ölü bir yaralı" gibi... Bu insanlar önceden tanışıyorlar mıydı? Hayır. Peki, canı pahasına girişebileceği olası bu kavganın sonucunu o anda kestirebiliyor muydu? Yine hayır. Birbirlerinin yaşamdan gelen sıkıntılarından haberdarlar mı? Yoo. Öndeki aracın şoförünün bir kusuru var mı? Yok. İyi ki, inmedi adam diyorum kendi kendime. Kırmızı rakamlar her saniye küçülürken Şahin'in öndeki yolcu kapısı açılıyor ve boşaltılan küllükten izmaritler asfaltın üzerine saç ılıyor. Sonuna kadar açılmış olduğu kesin olan radyodan gelen müzik sesi, uzakta olduğumuz için pek rahatsız etmiyor bizi. Kafadar iki gencin insanlıktan çıkmış yaratıklar olduğuna karar vererek yeşil ışıkta egzozu patlamışçasına çıkan gürültüyle uzaklaşmalarının ardından diğerleri gibi baka kalıyorum. Kızgın bakışlarla olayı seyreden birkaç kişinin dudaklarının kıpırdadığını fark ediyor ve diyorum ki, "Türkiye Cumhuriyeti, en temel konu olan Milli Eğitim politikasında sınıfta kalmıştır. O gençleri yetiştiren okul da, aile de uygulamanın unsurlarıdır. İletişimin her iki ucunda da insan var, amaçlar da insan için. Önce anne- baba. Onlar da anne-baba elinde hazırlandılar. Kısaca okul öncesinde, ailenin elinde herkes. Sonra okul, öğretmeni ve yan görevlilerle çocuğun eğitiminden sorumlu ve bu amaçla eğitilmiş sayısız görevli. Önceden hazırlanmış programların uygulanması ile hata kabul etmeyen bir hizmetin yerine getirilmesi söz konusu. Programlar, sadece insanın her aşamada yetiştirilmesine odaklanmış olacak. Eğitimsel amacın dışında hiçbir öngörü, hiçbir hesap burada yer alamaz. Dikkat! Elinizdeki malzeme insan. Defo, hatalı üretim kesinlikle kabul edilemez. Bu sonuca ulaşabilmek ne yapmayı, hangi çalışmaları gerektiriyorsa, ödün vermeksizin önleminizi almayı ve uygulamayı zorunlu kılıyor. Sizin koşullarınız olabilir. İyi niyetli ve insanınızı amaçladığınız için bu koşullar uygulamanın sonucunu etkilemeyecek ya da zarar vermeyecektir. Bu politikanın en ideal biçimde yürütülmesi için her türlü çalışmayı yapacak, önlemleri alacak koskoca bir bakanlık var. Adı üzerinde; Milli Eğitim Bakanlığı. İktidarların siyasal öngörüleri ve istemleri "milli" kavramı içerisinde dışlanabilir, eriyebilir ya da dikkate alınmaz. Her parti milliyetçiliği bir ötekine bırakmıyorsa, milliyetçiliğin özünde ödün verilemez bir ilke olarak değişmez kuralları ile zaten yer almaktadır eğitim. TBBM'nde ne kadar siyasal parti varsa bu ilke ortak ve paylaşılır olarak kabul edilmelidir. Amaç hizmetse, bu konu; kuralları ile "seçmene selam" uğruna heba edilmemeli, her parti kendi içerisinde tekvücut duruşunda ve partiler arasında "Milli Anlaşma" olarak yaşatılmalıdır."


          Trotuardan yürürken bunları düşünüyor, bir taraftan da cadde ile trotuar taşının birleştiği köşelerde birikmiş, çoğunluğunu izmaritlerin oluşturduğu, çer- çöp ve kağıtların birbirine karıştığı çöplere bakıyordum. Şehir yaşamında ortak alanların bir anlamda ortak yaşam alanları olduğu bilincinde olmayan insanların eğitim düzeylerinde hangi noktada durduklarını, Milli Eğitim politikasını bir daha anımsayarak anlamaya çalışıyorum. Cadde ve sokakları bu şekilde kullanan anlayışın sahiplerinin evlerine bir gitsem neler görebileceğime tahmin bile yürütmeden ilerlerken, kadın erkek her bireyin evlerinde, özellikle salonlarının ne kadar temiz ve düzenli olduğuna zerre kadar kuşku duymadan kışın tam ortasında her türlü meyve ve sebzenin rengarenk sergilendiği marketin önünde durup bakıyor, güzel vatanın olanaklarının ne kadar farkındayız? Sorusunu sormak geliyor aklıma. Ama burası sokak, her geçenin kirletme ve çöp atma hakkı var, belediyenin işi ne, o da temizleyiversin anlayışına karşılık, tekrar eğitimi düşünmeden edemiyorum. "Çankaya Belediyesi yüzlerce temizlik elemanı alarak, bu alanda çalışanların sayısında artış sağlayacakmış," haberine sevinen ilgili ilgisiz insanları düşünüyorum.Haberden üzüntü duyanların arasında olmama üzüleyim mi, sevineyim mi ! Karar veremiyorum. Keşke diyorum, temizlik elemanlarının sayısında indirim yapabilme seviyesini tutturabilsek(!) Eski bir deyiş var; "herkes kapısının önünü temiz tutsa, caddeler, sokaklar temiz kalır" diye. Bu çağda bu deyişin uygulanmasından ziyade verdiği mesaja kulak verilse zannediyorum, temizlik amaçlı alınan o elemanların çoğunu başka alanlarda istihdam edebiliriz.


             Sarı- yeşil limonlar, kırmızı- yeşil elmalar, rengarenk meyve ve sebzeleri inceleyerek renklerin duygularıma verdiği hazzı sindirirken alacağım meyveleri seçmek için yönlendiğim sırada ayaklarımın ucuna "pat" diye bir cismin düştüğünü fark ederek baktığımda, boş sigara paketini görüyorum. Bulunduğu yerden alarak hemen yanımda duran orta yaşlı adama uzatıp"sigaranızı düşürdünüz" diyorum. Gözlerime bakarak "içi boş, teşekkür ederim" diyor. Teşekkür etmesini bilmesi daha farklı sözlü bir tepkiyi yapmama engel olmuş olacak ki, paketi alıp, bir anlamda göstere göstere kapı önündeki çöp kutusuna bırakıyorum. Alış verişten vazgeçmiş cadde boyunca yürümeye devam ederken, arabalardan yol kenarlarına fırlatılan; bira, kola şişeleri aklıma geliyor. Plajlarda, altın gibi parlayan kumların üzerine bırakılan çocuk bezlerini, cam kırıklarını anımsıyor, yakın oturanların çevre temizliği düzenleyerek insanları bir araya getirmeleri etkinliklerinde insanlar arasındaki fark ve çelişkileri yorumlamaya çalışıyorum. Elinde tuttuğu, henüz yanmakta olan izmariti, "hangi ortamdayım, nereye bırakıyorum, elimde tuttuğum bir ateş" düşüncesini yaşamadan, üstelik bir de fiske yaparak fırlatan akıllı yaratıklar yüzünden çıkan büyük yangınları, özellikle de orman yangınlarını gözümün önüne getirerek, eğitim sistemine, sorumlulara, yöneticilere isyan etmeden yapamıyorum. Ekolojik dengeyi alt üst eden, Marmara'da, Trakya'da akarsuların siyah, koyu yeşil akmasına neden olan üstelik, yasal dayanakları bulunan yaptırımları, nedeni ne olursa olsun gereği gibi yerine getirmeyenlere yazıklar olsun diyorum.

             Şehirde, köyde, doğada, her yerde çevre sorununa neden olacak her hareketin ekolojik dengeyi bozmada etken olduğunu yaşadığımız doğa olaylarıyla somut olarak görüyoruz. Kuraklıklar, anormal doğa olayları, (fırtınalar, sel baskınları v.b.) insan denilen varlığın dünyayı ve olanaklarını yanlış kullanmasından kaynaklanmakta, önleme amaçlı yapılan tüm uğraşlar yetersiz kalmaktadır. Sorumluluğun bireyler düzeyinde yaygınlaştırılması, doğa sevgisinin, kişiyi etkileyen yönleriyle tüm eğitim programlarında yer alması ile titiz, kontrollü bir uygulamanın çözüm için zorunlu olduğuna inanıyorum.

            Şu anda dünya tatlı su rezervinin, çevre sorunları ve bilinçsiz kullanım nedeni ile olumsuz etkilendiğini, gelecekte, özellikle nüfus artışı nedeniyle su gereksiniminin daha da artacağını ilgili araştırmacılar yazıp durmaktalar. Bireye düşen görevin çevre konusunda hassasiyet, yöneticilere düşen ise, konunun unutulmaması konusunda canlı tutulması ve önlemlerin aksaksız alınması olacaktır.


             Yıllar öncesi Uçhisar'a yaptığım ziyaretlerden birisinde rahmetli, çok değerli insan Musa Başaran'a uğramıştım. Turizm aşığı Musa'yı hüngür hüngür ağlarken buldum. BALKON RESTAURANT'ın yerinde bulunan iki katlı pansiyonunu işletirdi. Ama Musa ağlıyordu. Nedenini sorduğumda, güvercinliklerin sıralandığı, Vasıl Dere'sinin karşı yamacını işaret etti. Birkaç gün önce dere boyunca uzanan savakların bir bölümünün önünü kapatan kaya parçasını gösterdi. Birkaç katlı bina büyüklüğünde bir kütle koparak o bölümü kapatmıştı... Her çevre konusu bana Kapadokya'yı anımsatır. Musa'yı da anmadan geçemem. Dünya mirası bölgenin korunması için ne yapılıyor? Birisi yanıt verebilir mi? O miras, milyonlarca yıllık doğa olayları sonunda şekillendi, bu aymazlık sürdüğü takdirde aynı olayların sonucunda yok olacaktır.


           Kaya Otel'i külünk darbeleri ile oyuldu. İç duvarlarına elinizi sürün taş gibi sağlam olduğunu görürsünüz. Küçücük bir ufalanma göremezsiniz. Kapadokya için böylesi önlemler ne zaman düşünülür? Musaların ruhu şad olsun!

 

  MEHMET ATILGAN

      Şubat  2013 



1442 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı