• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
UÇHİSAR İÇİN 7 (Anılar umutlarımız olabilir mi?)
21/01/2013

UÇHİSAR İÇİN ( 7 )

KAPADOKYA, UÇHİSAR ve OLANAKLAR ( 3 )

 

                           Anılarımız Yeni Umutlarımız Olabilir mi ?

 

 

        Uzun yıllar ötesinden

        Hatırını sorayım mı ?

        Altmışların sonları, yetmişlerde radyolarımızda zaman zaman yankılanan bir şarkıydı bu. Televizyon çok yeni ancak, ayrıcalıklı olarak gördüğümüz kişilerin evlerinde var. İşte o evlere sadece akşamları yayın olduğu için misafirliğe gitmek çok sevindirici gelirdi. Siyah beyaz televizyona sahip ailelerin imajı bir hayli farklı idi. Şimdilerde tüplü diye hurdaya ayrılan kocaman renkli televizyonların yerinde duran, üretimi yapılmayan alet kişiyi ayrıcalıklı yapabiliyordu.

 

          “Neşe Can” en güzel okurdu bu şarkıyı. “Canım benim, gülüm benim” nağmeleri şimdilerde de mırıldanmayı hak eder derecede güzel. Nağmeler, sözcükler hatırını sorduğunuz insanlarla örtüşüyorsa, şarkı da anlamlı, sonsuzluğa ulaşmış insanlar da özlenen konumunda hep yaşarlar. İster istemez koşullar, olanaklar ve değerler ölçüsünde bu gün ile kıyaslama yaparsınız,  bu güne hitap, bilineni tekrar olacağından geçmişe uzanırsınız. Anılarımız umut olabilir mi diye!

 

            İlk önce atalarımızın çocuklara anlattıkları gelir aklımıza: Yara bere içerisinde çıplak ayaklarla kazanılan İnönü Savaşları, yüzeyi “kurt” kaplı sıcak çorbadan alınan lezzetin anlatımı, yoklukların, yoksunlukların had safhada yaşanıldığı mücadelenin kazanılmasından sonra radyosuz, televizyonsuz koşulların verdiği mutluluk dillendirilir. Savaşsız bir ortamın mutlulukta en önde gelen koşul olduğu, gayrisinin dert edilemeyeceği anlayışı canlandırılır.

 

        Gelirsiniz gününüze, çocuksunuz daha, görmemişsiniz, o günün yeni bir gereksinimi sizi mutlu etmeye yeter. Ebeveynleriniz bir ayakkabıyı yıllarca, eskimesin diye gözüne bakarak ve kırk kez onararak giyerken, daha da dayanıklı olsun diye kabaralı ayakkabıyı seçmeye çalışırken, size hediye aldıkları bir iskarpini günlerce koynunuzda yatırdığınızı unutamazsınız.Şu anda ikinci baharını yaşayıp da ayağına diken (çöğül) batmayan Uçhisarlı var mı? Amerikan bezinden dikilen uzun donlar, hem iç çamaşırınız hem pantolonunuz olmuş. Sabun lüks eşya. Çamaşırlarınız doğal madde ”kil” ile tokuçlanarak esvap pınarlarında yıkanır, bit mücadelesi en ciddi işlerin başında gelmekte,büyüklerimiz “üçüncü” sigarasını bölerek içmekteler. Günlük harcama, erkeklerin kahvehane masrafları dışında yok gibi. Her haftanın Pazar günü ambarlarda “yük” tutmak için geçirilir. Ertesi gün vilayette Pazar kurulmaktadır. Yığınla elmalar seçilerek küfelere doldurulur. En temizi, çürümeyeni seçilmiştir. Üzüm ambarından getirilen üzüm elenecek, çöplerinden ayıklanacak çuvallara konularak “Tekel’e” götürülecektir. Nakliye için özel olanaklar (eşek sırtında ya da hayvan koşulmuş araba) ya da belediyenin kamyonu kullanılacaktır. Üretim daha çok il içinde tüketileceği için fazla vermekte, arz , talebi geçmektedir. Malın elden çıktığına şükredilir durumu yaşanmaktadır. Emeğin karşılığının alındığı bir yıl bu güne kadar yaşanmadığından ailenin gereksinimi karşılanamamakta, insanlar çaresiz, olanla yetinmeye alıştığından yaşamlarından yakınmadan her yıl daha çok çalışma, daha çok üretmenin hesabını yapmaktadırlar.

 

           Patates üretimi  küçümsenmeyecek ölçülerde olsa da, ana ürünlerin başında üzüm ve meyve gelmektedir. “Yazı’”daki mevcut parkın güneydoğusunda bulunan, eski Belediye Binası”nın kuzey ucundan başlayarak uzanan 4-5 dükkandan sonra batı yönünde yine 5-6 dükkanla tamamlanan belediye dükkanlarında patates alım satımı için kullanılan ardiyeler kasabada üretilen patateslerin deposu olarak kullanılır, kamyonlarla ürün il dışına gönderilecektir.       

      

           Yan gelir yok gibi. Maaş  alanlar belediyede çalışan üç beş kişi ile çoğu yabancı olan öğretmenler. Bunların dışında kalanlar bir elin parmakları kadar olur mu bilinmez. Sosyal güvence, sağlık hizmetleri yerli halk için söz konusu değil. Uçhisar’lı kime umut bağlayacak? Kimse ya da bir kurum yok tabii ki! Akıllıdır, olacağı olmayacağı görür. Çaresini de bilmektedir: ÇALIŞMAK. İşinde gücünde, onuru ile çalışarak üreten ülke ekonomisine katkı sunan bir insanlar topluluğu. Lisede edebiyat öğretmenim Kemal Abbas Altunkaş’ı saygıyla anarken yöre insanımız için söylediğini hiç unutmuyorum: “Bu sınırlı ve verimsiz toprakları tırnakları ile kazıyarak onuru ile üreten insanların ellerinden öpüyorum.” Demişti. Burada, bu bölgede bu anlamda en önde yarışan insanlar da Uçhisarlıdır. Buna hiç kuşku yok.

 

                                                                 *    *    *

 

              Yıl 1912. Yaşamı at üzerinde geçen Osmanlı Askeri, Balkanlarda bağımsızlık istemi ile ayaklanan ulusların bastırılması, vatanın bütünlüğünü korumanın mücadelesi için savaşmak zorunda. Ölüm, yokluk, toprak kaybının devamının zorunlu olarak kabul edilmesi. Gücü tükenmiş, mecalsiz, kocaman İmparatorluk geleceğine umutla bakamaz olmuş. Almanya’nın bir anlamda güdümündeki İstanbul Hükümeti, 1. Dünya savaşı’nın  baş aktörü bu ülkenin peşinden, önüne arkasına bakmadan, koşullara kör bakış bir anlayışla atlayarak savaşa katılma kararı almış. Çanakkale’de ikiyüzelli bin, Sarıkamış’ta doğanın ayazında donan doksan bin asker bu aymazlığın kurbanı olarak yok olmuşlar. Sonuç malum, savaşın kaybedilmesi ve 1918 Sevr Bırakışması. Taraf olarak bu koşulları kabul etmemenin geçerli bir hükmü yok. Ordu dağıtılacak, Ülke egemen güçlerce paylaşıldıktan sonra vatan, Anadolu’nun ortasında kalan minnacık bir devlet. Paylaşım işgalle sürdürülürken, İzmir’in Yunan askerlerince alınması ve İstanbul yönetiminin İngiliz  güdümüne girmesi Anadolu’daki ateşin küllerinden tutuşmasında başlıca unsur olmuş, topyekun  ayaklanmaya zemin hazırlamıştır. Kurtuluş Savaşı, yokluktan var oluşun, yeniden can bulmanın ve dirilişin öyküsüdür. 9 Eylül gününden başlayarak yeniden oluşma, kuruluş ve ayağa kalkmanın savaşımı verilecektir. İş, savaşmak kadar zor, imkansıza yakın bir noktadadır. Atatürk, İsmet Paşa’ya yazdığı bir mektupta: “Paşa, köylüye kara saban dağıtalım da hiç değilse toprakta üretimi canlandıralım” der. Sanayiye dayanan üretimin sıfır noktasında seyrettiği, nüfusun yüzde sekseninden fazlasının köylerde yaşadığı bir toplumda,” milletin efendisidir köylü”.   Savaşın her dakikasını hissederek yaşayan yönetim yavaş yavaş alt yapı koşullarını da oluşturacaktır, bunu da başarmak zorundadır. Nitekim, on yıllık icraatın verileri ileriye umutla bakmanın işaretini verirken, 1930 ekonomik krizi, yenilgiyi kabul etmeyen Alman toplumundan kaynaklanan Avrupa’daki kıpırdanışlar, iç koşullar yanında dünya sorunlarını da dikkate almayı zorunlu kılıyordu.

 

             Gidişat yeni bir dünya savaşının işaretlerini verirken, stratejik konumdaki ülkenin olası görülen bu savaşın dışında kalması politikasının yürütülmesini yöneticilere vermektedir. 1939 Yılı savaş öncesinin çoğu yıllarında Yüce İnsan’ın yönetimi ve deneyimi ile bu politika uygulanmış, Etkin Alman sempatisine sahip toplumda, bu  anlayışın da etkisi ile  savaş yıllarında aynı politikanın yürütülmesi kolay olmamıştır. Almanya savaşı iyi götüren taraftır ve Türklerin ezeli düşmanı Rusya ile mücadele etmektedir. Bu anlamda Alman işgali Balkanlara kadar gelmiş, boğazların önemi 1. Dünya savaşında olduğu gibi kendisini göstermiştir.

 

               Ankara’daki hükümet neye mal olursa olsun savaşa girmek niyetinde değildir. Ülke, Savaşın anlamını, özellikle yönettikleri toplum adına çok iyi bilen insanların yönetimindedir. Savaşa katılmama anlayışı zaman zaman öyle bir noktaya gelmektedir ki, Yöneticilerin iradesini aşmakta, çaresizliğin doğuracağı karar verme noktasına ülkeyi çekmektedir. Öbür taraftan savaşa katılmamanın gereklerini yerine getirmek, özellikle ordunun savaşa hazır durumda tutulması zorunluluğu ekmeğin, gazın karneye bağlanması gibi siyaseten uygulanması ağır kararları gerektirmiştir. Zorunlu gereksinimlerin kısıtlanması bireyin anlayışı ile karşılık bulsa da bir noktadan sonra tepki ile karşılanması kaçınılmaz olacak bunalım vefayı unutturacaktır.

 

           Savaşın önceden öngörülen, planlanan  politikalara uygun biçimde sonlanması ve 1946 da tek parti yönetiminden çıkış kararı, biraz daha serbest bir ortamın doğmasını ve geçmişin uygulamalarının siyasi malzeme olarak kullanılmasını doğurmuş, 1950 seçimleri ile de çoğunluk, daha rahat nefes alabileceğini umduğu ortamı belirleme amaçlı kararını vermiştir. Türkiye’nin NATO’ya girmesi tarihsel Rusya korkusunu gölgelemiş,  Amerikan yardımları da DP’nin uzun süre iktidarda kalmasına zemin hazırlamıştır.   

  

            1950’li yılları bilinçli yaşayan herkes, insanların CHP’li ve Demokrat Partili olarak iki cephede yer aldığını bilir. Sadece Orta Anadolu’da değil ülkenin tamamında iktidar muhalefet çekişmesi karşı kamplarda düşmanlar varmış gibi sürdürülmektedir. Bu çekişme dargınlıkları yaratmış,iki komşu birbiri ile konuşmaz duruma gelmiştir. Çocuktum ama dün gibi anımsıyorum, Ürgüp’e bağlı Mumusun(Bahçeli) köyüne misafirliğe gitmiştik, büyükler kendi aralarında konuşurken duydum; o köyde kahvehaneler bile CHP’li DP’li diye ayrılmıştı.    

 

             Yaşananlar kuşkusuz Uçhisarlıyı da  etkilemiştir. Kasabada kim DP’li, kim CHP’lidir herkes birbirini çok iyi bilir. Benimsememe, reddetme kişiye özgü kararlar olup görünen ilişkiler medeni düzeyde  sürdürülecektir. Karşı görüşe saygı duyma olarak yorumlanabilecek bu durum değişmeden sürmüş, ayrı kahvehaneler, küslük, dargınlık gibi  insan ilişkilerini olumsuz etkileyen olaylar yaşanmamıştır. Kim bilir! Tepkisini, zamanı geldiğinde, medeni ilişkiler çerçevesinde ve demokratik uygulamalarda gösterecektir!

 

             Yasalara, insan haklarına saygılı, çalışkan, düşüncesine sahip, karşı düşünceyi demokratik bir tavırla yorumlayabilen, birlikte yaşamın devamında gerekli olan hassasiyetlere uyma anlamında davranış belirleyen kasaba halkı, huzur içerisinde yaşamanın koşullarına uymuş, kavgasız, olaysız bir sürecin devamına  herkesin katkı sağladığı görülmüştür. Zamanla, kışkırtıcı amaçlı siyasal çabalar da istediğini bu kasabada bulamayacaktır.

 

            Osmanlıdan miras bu bunalım; 1911’lerden gelen, her bölümü çilenin, yokluğun, ölümlerin,  bir deyişle sefaletin 1923 lere kadar sürekli kaybetme sürecinde yaşanması, daha sonrası da ayakları üzerinde durma mücadelesi veren bir toplumda, yeni vaatlere, yeni bir dünya ve yaşam biçimine geçebilme umududur, özlemidir diyebiliriz.  

 

            Uçhisar halkının geçmişine bakarsak; vakur duruşu, aklı, deneyimi ile ideal bir konumu yakalamış insan topluluğu ile karşılaşırız. Bu durum bizim, onur duyarak değerlendirdiğimiz anılarımızı  oluşturmakta, geleceğe gururla, umutla bakabilme inancımızı beslemektedir.

 

 

                                                                                                              

   MEHMET ATILGAN

                                                                                                                    

  Ocak   2013



1118 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı