• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
UÇHİSAR İÇİN ( 6 )
26/12/2012

      

 

UÇHİSAR İÇİN ( 6 )

KAPADOKYA, UÇHİSAR ve OLANAKLAR ( 2 )  

 

                              ANILARDAKİ YER VE DOSTLAR

  Elimde değil ötelemek, unutmak hiç gelmiyor içimden. Birlikte koşturduğumuz, birlikte gülüp ağladığımız, yaşamımın en önemli çağını süsleyen, o günlerle bütünleşmiş insanlar. İsmail Ülkü geliyor gözümün önüne, işte Erol Kırtıraş, her zaman yan yana arkadaşım Ahmet Temelli ile kavga etmişiz. Çok yakın barışmamız, tülbent in kuruyacağı bir süre kadar, ama geçmişten ders almadan aynı olayları yaşamama karşın rutin davranışımı gösterip gidiyorum babama. Arkadaşım da aynı şeyi yapmıştır, eminim buna, nedir babaların dedikleri;

 

         “tamam oğlum ben babası ile konuşacağım.” Bir diğeri,

 

         “ bir daha arkadaşınla kavga etme!” Ya öbürü,

 

          “ sen merak etme, ben ona gösteririm, benim oğlumla kavga etmenin ne demek olduğunu”. Aradan iki gün geçmeden oyun, eğlence hep bir arada oynarken görünürüz.  Babalarımız geçer yakınımızdan. Akıllarına bile gelmez, daha iki gün önce kavga ettiğimiz. Memleket, çocukluk ve bütün bunların yaşandığı sokaklar, kayalar, dere tepe, her yer… Oyun, arkadaş ve mekan. Böyleydi çocukluğumuz. Rüzgar gibi geçti, geçmeyen özlemli günler. Farkında olmadığımız, değerini hiç bilmediğimiz çocukluk arkadaşları ve her köşesi, her parçası altın değerinde sokaklar, bahçeler, meydanlar. Ne zaman anlaşılır, sevgi ve özlem ne zaman hatırlatır kendisini, illa ki, belli bir yaşta olmak mı gerekiyor, illa ki, bazıları çok uzak, bazıları beyaz kanatları ile sonsuzlukta görünmez mi olsunlar! Efkarım, aramızdan ayrıldılar haberi ile mi depreşir, özlemim, gidememe, görememe duygusu ile mi kabaracak! Genç yaşında trafik kazası, yakasını bir türlü bırakmayan illet, yaşam savaşımının iyice yorduğu bünyesinin pes etmesi. En hızlı iletişimin içeriği acı mıdır? Yırtınsam, gücümün yettiğince bağırsam, bir şekilde ulaşsam her birinize, bana yardımcı olabilir misiniz? Benim hüznümün kaynağı çaresizliktir diyebilir miyim?

 

          Kara eşeğe, içerisinde el işi örme iki sepet bulunan bir heybeyi atarak, elimde kısa bir çıpkı biniyorum. Ağustos ayının ilk günleri. “Haydi” diyorlar “ Çakalbayırı’na git, kara üzümler yenir duruma gelmiştir, sepetin ikisini de doldur, gel”! “Olur” diyorum. Bir başka gün, herkes harmanın tam ortasında. Sulu Harman’ da; kimi eşeğin, kimi atın sürdüğü dövenler vızır vızır dönüyor. Daryol’da bir ağaç “urunkuşu” armudumuz var. Mis gibi kokan çok özel bir armut cinsidir. Hani o zamanlarda, hiçbir meyvenin çıkmadığı zamanlar. Yine etrafıma hiç bakmadan, harmanların arasından bir an önce çıkmak için hayvanı boyuna tepikliyorum. Üzüm turfanda, armut bulunmayan bir meyve…      

                                                       

         Güneş, Erciyes yönünde kızıl rengini göstermemiş henüz. Bu kez boz eşeğe binmişim, Çubuk yolunda iki mezarın arasından Çubuk’taki bahçeye, su nöbeti bizde, sulamaya gidiyorum. Havuzu açmadan önce salatalıkları toplamam gerek. Sonra da hıyar mutlaka sulanır, tevekleri çok naziktir, toplama esnasında incinirler. Onun için önce toplanır, sonra da sulanınca canlılığını yeniden kazanır. Salatalıklar o kadar taze ki, küçük küçük dikenleri ile ellerime dürtüyorlar. Gözümüz doyduğundan mıdır nedir, şöyle doya doya bir salatalık yediğimi anımsamam.

 

         Yükümde pek bir şey yok; salatalık, biraz elma döküntüsü. Biniyorum eşeğe, doğruca babamın, Ziraat Bahçesi dediği Tokmak Beleni’ne çıkıyorum. Bir ağaç, içerisindeki çekirdeğini gösteren sarı erik, iki ağaç ta mürdüm eriği,  bahçenin girişine sıralanmışlar. Üst tarafta bulunan tarlanın kenarında bir sıra çalı var. En baştakine eşeği bağlayıp bahçeye giriyorum. Tavşanbaşı, şekergevrek, misket ve ferik elmalarının hepsi de olmamış, yeşil yaprağın arasından zor seçiliyorlar. Mellaki ve oyma armutları çivit gibi. Biraz erik topluyorum. Erikler yenebilir, biraz da onlardan alıp eşeğe bindiğim gibi yola koyuluyorum. Yolun yarısı önünü alamadığım şarkı söyleme isteğinin yerine getirilmesi ile geçiyor. Değirmeni sol tarafıma alarak Ürgüp yoluna çıkıyorum. Sağım solum, çalı tipi dalları yere yakın üzüm çubukları ile kaplı. Bağların içerisi ev içi gibi ter temiz, bir tutam ot bulamazsın. “Her çapa bir sulama” der babam. Sulama imkanı olmayan bağlar gayet gürbüz ve bakımlı görünüyorlar. Sulama olanağı yoksa yok, çaresi de mi yok? Uçhisar’lının elinden ne kurtulmuş ki, bu sorun  çözümsüz kalsın? İşte örneği, alabildiğine uzanan bağlar.üstelik tek işimiz bu değil, hangi üründe istediğimizi almamışız! Yeter ki, havalar izin versin.

 

           Delikli Kayalar’da, eşeğin kuskunundan tutunmuş, onun gidişine ayak uydurmaya çalışan seksenlik Hasan Hüseyin amcaya rastlıyorum. Daha doğrusu yetişiyorum.  “Amcacığım” diyorum, “gel benim eşeğe bin, merak etme ben de terkisinde giderim”. Dönüp şöyle bir bakıyor. “Yok, olmaz yük yıkılır sonra!” Yanıt veremiyorum ve rahatsız edici bir duyguyla eşeği hızlandırıyorum. Çalıların arasında uzanan Çubuk yolu ve ardından Yazı’yı  geçerken Belediyenin önünde Ali ağabey ile karşılaşıyorum.  Sağ elini ceketinin cebine atarak çıkarttığı; tandır çömleklerinin üzerine konulan kırık testi parçasında kavrulan kabak çekirdeğini çıtlatıp kabuklarını üfürüyor rast gele, kabuklar kanadı kırık kelebek gibi uçuşarak düşüyor yere. Sol cebinde de kuru üzüm vardır, eminim buna.    

                                          

      “Çok zaman geçmiş aradan, bu gün bir ağabeyin söylediği sözü anımsıyorum diyorum ki,   -  PSA testi yaptıracağım. – Ne için yaptırılıyor o test? Diyor, – Prostat düzeyini anlamak için, diyorum. – Gerek yok diyor ağabey, Uçhisar’lıda prostat olmaz! – Abi bu da nereden çıktı, torpil gibi bir şey. – Doğru söylüyorum. Çünkü Uçhisarlı kabak çekirdeği yiyerek büyümüştür.” Yüzüne bakıp yanıtsız öylece kalıyorum

    

                                                            

         Çocuğum daha, hangi güzelliklerin arasından geçerek eve ulaştım farkında bile değilim. Mutluluğum, Uçhisar sevgim, şarkı söylememde, eşeğin üzerinde ki, kıpır kıpır halimde saklı. Bir karışı bile boş bırakılmamış, her alan, verimi bol olacağı bilinen ürünleri yetiştiriyor. Üç bin nüfusu geçen insanların yaşadığı kasabada her birey kendi ya da ailesinin gereksinimlerini karşılıyor, Ülke ekonomisi de çok özel ürünlerle destekleniyor.

 

            Her türlü ürünün yetiştiği Yukarı Yüz mevkii (Pınarcık, Haftlı, Ağacin, Çubuk, İnönü, Kepez, Karşı ve dereler). Mis gibi kokan kara üzüm bağlarıyla kaplı; Çakal Bayırı, Karayazı, Çakmak ve Kızıltepeler. Eşek sırtında ve belediye kamyonu ile taşınan Tekel ürünü tonlarla ölçülen kuru üzüm, meyve pazarında en çok ürünü pazarlayan yetmedi, Ürgüp, Avanos pazarlarını her türlü ürüne boğan güzel kasaba. Kısaca, üreten, her karış toprağını üretime hazırlayan çalışkan insanların diyarı belde.     Şimdi düşünüyorum da, hep ve her zaman o günler daha güzeldi diyorum. Çünkü, çocukluğum her yönüyle mutlu olduğum bir ortamda geçerken, o günün insanları da “sevgi ve saygıyla yad edilecek, elleri öpülesi can insanlardı” diyorum.  

 

             Bu güne geliyorum ve kasabanın mezarlığının imara açıldığı, eski Uçhisar’ın bu alanları  evlerle kaplı düzlüğe taşındığı Orta Mezar’da yer alan kahvehanede bir hemşerimle konuşuyorum:

 

             _ Ahmet kardeş, nasılsın?

 

             _İyiyim, sağol, yuvarlanıp gidiyoruz. Sen nasılsın? İyiyim diyorum.

 

             _Çoluk çocuktan ne haber, işler nasıl?

 

             _ Şükür bir sıkıntımız yok. Belki biliyorsun benim bir kızım var, başka olmadı. Evlendirdik, damat hayırsız çıktı. Yapamadılar, üç çocuğu ile baba evine döndü. Allahtan emekliliğimiz var da geçinip gidiyoruz.

 

            _ Bağ bahçe ile ilgileniyor musun, var mı bağ,tarla filan?

 

            _ Uçhisar’lı olursun da olmaz mı, ama hepsi de bakımsız, harap yani.

            _ Hanım, çocukların annesi sana evde iş bırakmazlar, sen de biraz ekip diksen bütçeye katkı olur, hem harap ta kalmış olmazlar.

 

          _ Amaan Mehmet Abi, düşündüğün şeye bak. Şu kahvenin önü var ya, oraya Salı günleri Pazar kurulur, ne istersen satılır. Maaşımız da var dedikya, çook çalıştık, şimdi uzatıp ayağımı kazancımı yiyorum(!)

 

          “ o kadar nüfus bir tek maaşa bakarken, üretmek, katkı sağlamak güzel olmaz mı? Diyecektim. Baktım ki, Ahmet başka alemlerde, sesimi çıkartmadım.”

 

           “Ağanın Kale’ye dönüktü yüzüm, Cici Ahbab’ın evinin altındaki derede bulunan ambara tonlarca yük elmayı sırtında taşıyan ağabeyim geldi aklıma.”

 

           Bir zamanlar Uçhisar hayallerim yeniden depreşti. Çocukluğumda ama bu gün ki,gözle, Ağanın Kaleye çıkarak doğudan batıya- kuzeyden güneye memleketimin arazisine bir baksa idim ne görürdüm acaba? Alabildiğine, parsellenmiş gibi yeşil, mamur alanları tabii ki…

    

           El emeği ile üretilen patatesi, kuru üzümü, fasulyesi, nohudu üstelik hepsi de doğal, teknolojiyi kullanarak yeniden üretemez miyiz? Çevre konularında tökezleyen dünyaya küçücük bir katkıyı eskisi kadar olmasa da sağlayamaz mıyız!.. Ekonomik koşulların önümüze koyduğu olanakları bu anlamda tamamlayıcı bir unsur olarak kullanıp, “nur içinde yatsınlara” layık olmayı hak etmeyi kim istemez?

 

           Uçhisar’a Pazar kurulacak düşüncesini bir kuşak öncesi nesil, telaffuz etmek bir yana düşüncesinde bile yaşatmamıştı. O kuşağın insanları, hepsi birden şöyle kafalarını kaldırıp bir baksalar ki, Uçhisar’a Pazar kurulmuş, kendilerinin özellikle, yenice bağların arasına bir sıra halinde diktikleri  kuru fasulye üstelik ithal edilmiş Uçhisar Pazarı’nda satılıyor, ikinci, üçüncü kuşak ta kahvede oturmuş taş diziyor. “Emekli maaşınızı afiyetle yiyin”, diyerek geri yatarlardı.     

 

           Bağlar, bahçeler kurumuş, tarlalar harap, üreten Uçhisar tüketen Uçhisar olmuş ve turizmin getirdiği olanaklar; tarıma dayalı ekonominin geçim kaynağı olma özelliğini ortadan kaldırırken daha istendik, belki de daha çağdaş bir yaşamın çekiciliğinde insanıyla ve doğasıyla kabuk değiştiren bir yöre görünümü kazanmıştır.

 

            Her doktor, her yaştaki hastasına spor yapmayı önerir, İspanya’lı bilgin Seneca (İ.Ö. 4- İ.S. 65),* “en onurlu, helal kazanç topraktan edinilendir” der. Hani diyorum ki; spor yapma, meşgale amaçlı mı olur yoksa, geleneksel üretim biçimini devam ettirmek mi denir, hemşerilerimiz tatil günlerinde ve boş zamanlarında hiç değilse, hobi olarak, aile bütçesine katkı amaçlı bu anlamdaki uğraşlarını yoğunlaştırarak  Uçhisar’ımızı en azından, ünlü ürünlerinde sözü edilir merkez haline yeniden Belediyemizin öncülüğünde getirebilir mi?

 

            Bir düşüncenin önerilmesidir yaptığım.  Gidenlerin dönmeyeceği biliniyor. Eski Uçhisar’ı hiç değilse anlamlı yönüyle canlandırabilme olanağı var mı? Ekonomik koşullar ve gelişen teknoloji kullanılarak kurum ya da kurumların öncülüğünde eski ile yeniden bir bağlantı kurulabilir mi? Yanıtını aradığımız sorular bunlardır.

 

             Uçhisar için, olanaklar ve bizce yapılması gerekenler nelerdir? Gelecek yazımızda görüş ve önerilerimize devam edeceğiz.

 

                                                                                                     MEHMET ATILGAN

                                                                                                           Aralık  2012

 

                                                                                                                                                                                                     

* Görsel Büyük Genel Kültür Ansiklopedisi, cilt, 13- Ders notları.

 

 

             

 

 

 

 

 



1897 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

HARİKASIN MEHMET ABİ     26/12/2012 14:18

Bir düşünürün. "Eski hatıralarımız, yeni umutlarımız olmalıdır" sözünden hareketle , eski Uçhisar'ı anlamlı yönleriyle canlandırmak için bu tür anılar umutlarımız olacaktır Mehmet Abi...Yazıya bir çırpıda okudum. ancak içeriğinde çok şeyler anlatan, aslında özlem yüklü sürükleyici bir yazı olmuş. teşekkürler.....
ABDULLAH OKKIRAN

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı