• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
UÇHİSAR İÇİN - 4 ( UÇHİSARLI VE DERNEĞİMİZ)
18/09/2012

UÇHİSARLI   VE  DERNEĞİMİZ

1940’lı yılların sonlarında ailemin çok istediği erkek çocuğu olarak gelmişim dünyaya. Doğduğum günden başlayarak bir hafta süreyle , davul ve klarnetten oluşan bir ekip evimizin önünde sürekli olarak çalmışlar. Ziyaretçilere ikramlarda bulunularak mutlu olay tüm köy halkı ile paylaşılmaya çalışılmış. Beş çocuklu ailenin tek erkek çocuğunun dünyaya gelmesi, anne ve babamın en önemli dileklerine kavuşmalarının bir şekilde ifadesi olmuş. Sünnet düğünü törenleri ise uzun süre köylünün dilinden düşmeyen övgülerle anlatılmış. Ailede bir dediği iki olmayan, çocuksu gereksinmelerinin tamamının karşılandığı, kısaca her dediğinin ikilenmediği bir çocuk olarak yetişmişim. Babamın çok istediği, annemin de canı gönülden katıldığı dedemin adını koymuşlar: Mustafa. Annem arada bir söylerdi kendi babasının adının yaşıyor olduğunu. Onun için o da çok istemiş Mustafa konulmasını.           

  Yaşam öylesine ilginçtir ki; çocukluk hiçbir şeyin farkına varmadan doğal gereksinimlerin karşılanması ve oyunlarla geçecektir. Gençlik, isteklerde ve istediği gibi takılmalarda bencilliğin en yoğun yaşandığı yılları kapsayacaktır. Bu evreler atlatıldıktan sonra şöyle bir etrafımıza baktığımızda çoğu değerlerin kaybolduğunu, el uzatmak, kucaklamak, içtenlikli ve sevgi dolu duygularımızı sunmak istediğimiz canların yok olduğunu görürüz. Birisine ya da bir çoğuna ait geçmişten el sallayan bu “keşkeli” duygular birleşerek içimizde oluşturdukları boşluktan çıkarak zaman zaman kendilerini anımsatacaklardır.  

Piroğlunun Derenin üst kısmına gelen “Karşı”da oturmuş bunları düşünüyorum. Ağanın Kale’den başlayarak Aşağı Mahalle’ye kadar üzüm salkımı gibi üst üste dizilmiş evlerin çoğu bir sürü anıları canlandırıyor gözlerimde. Hepsi de çalışkan, sabırlı, komşusuna saygılı, barışçı insanlar. Babam geliyor tekrar aklıma; yaz kış ceketini çıkarmadan işten işe koşturan hali. Biricik oğlunun her isteğini yerine getirmek için mi koşturuyordu diyorum. Ablalarımla olan ilişkileri aklıma geliyor da, bana olan yakınlığı ve ilgisini hiç birine karşı göstermediğini anımsıyorum. Göreceli tutumu onlara karşı ciddi ve ağır olmayı gerektirse de evlat sevgisinin cinsiyete göre kıyaslanamayacağını düşünüyorum. Sevginin bastırılmasının, nedeni ne olursa olsun gereği gibi yaşanmamasının acısını çekenlere neredeyse “oh olsun” diyesim geliyor. Kız götürür, oğlan getirir anlayışının kendi yaşamında gerçek olmadığını yaşayarak görmesinin verdiği acıyı yaşamasına tarifsiz üzülüyorum. Gözünün içine baktığı evladının her isteğini yerine getirmesinin sonucunun daha gününü görmeden gurbet eller olmasını hazmedemeyeceğini çok iyi biliyorum.  “Ah babacığım ah” keşke daha az özverili olsaydın, birazcık bencil olsaydın da kendine zaman ayırsaydın ne olurdu sanki? Senden bana ne kaldı? Beş çocuğunu geçindirmek için gözlerimin önünde parçalanırcasına çalışmandan başka. Keşke o günlerde görebilseydim, birazcık anlayabilseydim de bu günleri teselli bulabilmiş bir ruh haliyle daha huzurlu yaşayabilseydim. Heyhat! Ölüm gibi ulaşılamayan pişmanlıklar sürekli peşimizde, bizimle beraber.   

Yaşamın gerekleri ve gelecek gerçekçi bir gözle görülemediği için üç beş tarla, birkaç bağ bahçe dar çevre koşullarında zenginlik ölçüsü olur, ailenin gurbetle parçalanması istenmezdi. Kızlar gidecektir de oğlanın ayrılmasının kaygısı daha küçük yaşlarda yüreklere çöker, babanın yerini alacak erkek çocuğuna ilgi daha küçük yaşlarda kendini gösterirdi. Geleceğe hazırlıkta en sağlıklı yol olarak görülen “okuma” kendisine güvenen ya da bir şekilde ilgi duyan gençlere özgü idi. Bir hevesti şehre gitmek, okumak. Geleceğe hazırlanmada, nakliyecilik ve gurbette bir iş bulup çalışmak. Almanya’ya işçi olarak çalışmaya gitmek o yıllarda  yeni yeni başlamıştı. En tercih edileni de öğrenime devam etmekti.                 Mustafa da bir hevesle başlamıştı ortaokula. Okudu da ancak, lise birinci sınıftan sonra devam edemedi. Askerlik görevi sırasında kaybetti babasını. Döndüğünde köyden bir kızla birleştirdi yaşamını. Düğün dernek sırasında neredeyse babasını anımsamayan kalmamıştı. Çoğu kişi, “Mustafa’nın sünnet düğünü daha görkemli oldu” diyerek hem rahmetliyi anmış, hem de düğün törenini değerlendirmişti.                

Babasının yokluğu ve evlilik Mustafa’da olağanüstü değişikliklere neden olurken, insanlara, hemşerilerine ve ailesine çocukluğu ve gençliğinin bakış açısından farklı olarak bakıyor, sürekli biçimde geçmişiyle ilgili özeleştirilerini yineliyordu. Aile arasında miras konusu çözümlenmiş, babasının eşit paylaşım öğüdü yerine getirilmişti. Oğluna düşkünlüğü bilinen baba söz açıldığında eşitliği defalarca vurgular hatta,”kızları gözetmek gerek, elin oğlunun yanında başları dik olsun, oğlan evladı başının çaresine bakar” derdi. Mustafa, babasının bir anlamda kadınlara bakışını açıklayan bu tavrını takdir eder, ona karşı saygısının katlandığını hissederdi.                 

Kız kardeşlerinin her biri bir tarafa dağılmış, köyde en büyük ablası kalmıştı. Babasının ölümü, askerlik, evlilik daha bir yufka yürekli yapmıştı onu. Kendi kendine soruyordu da, geçmişteki ailesine düşkünlüğü ile şimdiki mukayese bile edilemezdi. Sadece yüreğine hapsettiği, yaşama olanağı bulamadığı baba sevgisi dolup taşarak annesinde yoğunlaşan sevgiye dönüşüyor, ablalarını sık sık görme isteği yüreğini kabartıyordu.                  

İnsan sevgisi, hemşeri sevgisi bambaşka anlamlarda sıcacık sarıyordu benliğini. Bu duygularla kendisini en fazla meşgul eden bir düşüncesi vardı ki, zaman zaman her şeyin önünde geliyordu; gelecek kaygısı.                 

Genç yaşında babasının yerini almış, yerine getirmede zorunlu olduğu sorumlulukları üstlenmişti. Bu durum rahmetli gibi çalışmayı gerektiriyordu. Ablaları yoktu. Nüfus azalmıştı ama bir iki yıl içerisinde güncel gereksinimlerin karşılanmasının geleceği kurtarmayacağını anlamıştı. Her yıl yaşanan doğal bir engelin üretimi etkilediğini görmüş, elde edilen ürünün köy koşullarında ele güne muhtaç etmeden yaşamın vasat ölçülerde devamına ancak yettiğini anlamıştı. Bir yıl dolu vurur, bir yıl soğuk alır, başka bir yıl yağışlar yeteri kadar düşmemiştir. Verimi düşük kıraç arazinin o günü bir ölçüde kurtaracak koşulları sunmasının olanaksız olduğu anlaşılmıştır. Askerlikte küçük bir baş ağrısının hangi hizmetleri bir anlamda ayağına getirdiğini unutmamıştır Mustafa. Oysa ki, Mustafa bir tarafa aileden hiç birisinin sosyal güvencesi bulunmamakta küçücük bir rahatsızlıkta teamül olan, doğru yanlış olduğu bilinmeyen atalardan gelme tedavi usulleri uygulanmaktadır. Köyde, yaşlılığını emeklilik koşullarında geçiren pek yoktur.                

Bir yandan yoğun bir çalışmanın içerisinde çırpınırken bir yandan da bunları düşünen Mustafa günü kurtarmanın, geleceğin koşullarını hazırlamanın düşüncesi ile meşguldür. Ailesini, annesini de içerisine alan daha rahat bir yaşam biçiminin araştırılmasını istemekte seçenekleri değerlendirmektedir;  Almanya’ya yazılmayı düşünmek bile istemiyor, uzak diyarları göze almayı aklından bile geçirmiyordu. Muavinlikle başlayan kamyonculuğu beceremeyeceğini iyi biliyordu. Bütün bu düşünceler, köyde kalmayı aklından çıkardığının bir şekilde işaretiydi aslında. Sonunda, Ankara’ya gidip bir iş bulmayı, annesi sağlıklı olduğu sürece isterse köyde kalarak ata ocağı kapısının açık kalmasını sağlamayı, istemezse yanına almayı planladı. Sık sık onları ziyarete gelmeyi de kendi kendine kararlaştırdı.

O günlerde ortaokul mezunları kamuda memur olarak çalışabilmekteydi. Her kurum kendi sınavını yaptığından, İmar İskan Bakanlığı’na, hemşerilerin de yardımı ile memur olarak girdi. İtfaiye Meydanı’na yakın eski Ankara evlerinden birinde kiralık bir oda da tutunca Mustafa Ankaralı olmuştu. İş yerine yaya olarak gidip geldiğinden yol parası masrafı yoktu. Akşamları Ankara’yı tanıma amaçlı gezintiler yapıyor, yemeklerini hazırlayabiliyordu.Ara sıra rastladığı hemşerileri ile konuşmalarından büyük mutluluk duyuyordu. Onlarla sık sık buluşması en çok istediği şeydi. Bir gün Ankara’da ki, hemşerilerin bir araya gelerek “Uçhisarlılar Derneği”ni kurduklarını duyduğunda çok sevindi. Yıl 1967 idi.Onları zaman zaman görmeyi çok istiyordu. Dernek binasının Denizciler Caddesinde olması, evine de yakın olduğundan ayrıca sevinmesine neden oldu. O günlerde memurlar cumartesi günleri de çalışmaktaydılar. Mustafa, ilk cumartesi öğleden sonra derneğe uğradığında Dernek Başkanı Fethi Bey ile karşılaştı. Durmuş Ağabey, Raşit Ağabeylerde orada idi. Üye oldu. Yıllık ücret ikibuçuk lira idi. Sonra tanıdığı, tanımadığı birkaç kişi ile de konuştular, Uçhisarla ilgili tüm haberleri aldı. Çok mutlandı. Akşam eve geldiğinde kendisini rahatlamış hissetti. Her cumartesi derneğe gitmeyi ihmal etmeyecekti.      

                                                     *    *    *      

    Değerli hemşerilerim 1967 yılında bir yönüyle böyle başladı derneğimizin öyküsü.  Bir söylentiye göre, birinci, ikinci hatta üçüncü kuşakları hesaba kattığımızda Ankara’da ki Uçhisarlıların sayısı Uçhisar’da yaşayanlardan daha fazla imiş. Söylenti tabii. Ama bu sözün yabana atılmaması gerektiğini düşünüyorum. Dernek kurma gereksiniminin “kendiliğinden” ortaya çıkması, derneğin belli sürelerde yaşatılması, Uçhisar’lının göz ardı edilmemesi gereken özelliklerinden birisidir. Hangi sosyal birlikteliği birisinin ya da bir zorunluluğun etkisi olmadan yapabiliyoruz?  Kendiliğinden ortaya çıkan Uçhisarlılara özgü olgu nedir? Diye sorduğumuzda “derneğimiz” diyebiliriz. Bu heves, bu olgu, bu sosyal etkinlik isteği özümüzde var. Bu, övünülecek bir şeydir. Ekonomik nedenler bu etkinliğin iki kez sekteye uğramasına neden olmuş ama biz yine Uçhisarlılar olarak bir aradayız. Her Uçhisarlı memleketinin bu özelliğini unutmamalıdır. Bu anlamlı yürüyüşümüze öncülük eden ve aramızdan ayrılan: Av.M.Fethi Turfan, Hüseyin Öcal, M. Durmuş Uzun, Ömer Saka’ya ve adını sayamadığım değerli insanlara rahmet dileklerimle saygılarımı sunmak istiyorum. Hayatta olanlara minnet duygularımı iletiyorum.            1998 Yılına kadar iki kez ekonomik sıkıntılar derneğimizin kapatılmasına, çoğu hemşerilerimizin üzüntülerine karşın neden olmuş ancak, Uçhisarlının yeniden derneğine kavuşma isteği hep yaşamıştır. Hatırlanacağı üzere, Sayın Savaş Taşkın’ın Uçhisar Belediye Başkanı olduğu yıllarda, belediye ile Ankara’daki Uçhisarlıları buluşturma düşüncesinden hareketle “Uçhisarlılar Gecesi” düzenlenmişti. Memlekete özgü ürünlerin (kabak çekirdeği, kuru üzüm, parmak üzümü, iğde v.b.) ikram edildiği gecelerde salonlar dolmuş taşmış, yılda bir kez de olsa hemşeriler bir araya gelmekten mutlu oldukları her hallerinden belli olmuştu. Biz dernek olarak belediyemize yardımcı olmaya çalışmış, bu gibi birlikteliklerin kesintisiz devamını görüşmelerimizde dillendirmiştik. O tür beraberlikler, sonraki yıllarda görev yapan sayın Mustafa Zuhal ve Sayın Osman Süslü tarafından yemekli toplantılar, daha çok da iftar yemekleri şeklinde gerçekleştirilmiştir. Ramazan ayının yaz aylarına rastlaması hemşerilerimizi bir araya getirmede sıkıntılar yarattığından bu tür beraberliklere geçici olarak ara verilmiştir.

 1997 Yılında Yıba Çarşısında yapılan gecede birkaç hemşerimiz ile yaptığımız görüşmede o sıra kapalı olan derneğimizi yeniden açma fikri ortaya atılmış, kabul görmüş ve 1998 yılında faaliyetimiz yeniden başlamıştır. Bu güne kadar hizmetlerini koşulların elverdiği ölçüde sürdürmeye çalışırken, hemşerilerimize daha geniş anlamda hizmet sunmanın ekonomik olanaklarla mümkün olduğunun bilinmesini istiyoruz. 

             2000 Yılında başlattığımız gıda yardımı çalışmalarımız bu güne kadar kesintisiz yürütülmüştür. Önceleri Ankara’da hazırladığımız paketler iki yıldır Nevşehir’de yapılmakta, anlaştığımız firmadan hak sahibi yardım paketini bizzat kendisi almaktadır.              2005 Yılında aşağıda koşulları belirtilen öğrencilerimize öğrenim yardımı başlatılmış, 40’ın üzerinde öğrencimiz bu etkinlikten yararlanmıştır. Halen bu yardım 100(yüz) TL/ aylık      olarak ödenmekte, mezun olanların yerine koşullara uygun yeni öğrenciler alınmaktadır.     

        KOŞULLAR:

     1-      Öğrenimini yürütecek ekonomik koşullarının yetersiz olması, 

     2-      Uçhisarlı olması,  

     3-       Ailesinden uzakta öğrenim yapıyor olması (tercih nedenidir) 

     4-      Seçici heyet ve Belediyemizin uygun görmesi        

Derneğimizin en anlamlı etkinliklerinin başında gelen bu hizmetimiz bireysel ve kurumsal anlamda yaygınlaşmış, Belediyemiz ve üyelerimizin katkısı ile bu güne kadar aksatılmadan yürütülmüştür. Hayırsever hemşerilerimizin yapageldikleri bu tür yardımlar Uçhisarlı öğrencilerimize yönlendirilmiştir. Bu sayededir ki, şu anda yardım gören öğrenci sayımız ellinin üzerindedir.

O nedenle, aylık 5TL, 10TL, 20TL gönülden yardımda bulunanlara, bir öğrencinin yıllık giderini üstlenen iki hemşerimize, Derneğimizin ayakta kalarak mütevazi ölçülerde hizmet sunabilmesine olanak sağlayan başta: Uçhisar Belediyesi ve Sayın Başkan Osman Süslü’ye,                                                                                                                            

Ö.Faruk Taman,

 Salim Saka, 

 Sedat Aksoy, 

İsmail Karaca, 

Veysel Korucu ve Uçhisarlılık bilinciyle gönlünden koptuğunca katkıda bulunan, aidatlarını aksatmadan ödeyerek destek veren tüm üyelerimize, Uçhisarlı öğrencilere desteklerinden ötürü Serdaroğlu A.Ş. ye derneğimiz adına şükranlarımı sunuyorum.Ayrıca, maddi yardım amaçlı tüm çalışmalarımızı Uçhisar’da yaşayan hemşerilerimize yönlendirdiğimizden, oradaki araştırma ve tespit amaçlı tüm çalışmalarımızda bize iyi niyeti ve özverili katkıları ile her konuda yardımcı olan başta Sayın Naci Abalı’ya ve İsmail Pürsünlü’ye bu güne kadarki hizmetleri için yine Derneğimiz adına teşekkürlerimi sunuyorum.          

Yıllık 25,00 Tl. olan aidatımızı ödeme fırsatı ve zamanı bulamayan üyelerimizin de unuttuklarını düşünerek hatırlatmamızı makul karşılamalarını, diğer üyelerimizin de bu konuda yönetimimize yardımcı olmalarını rica ediyorum.          

 Rutin ve klasik hizmetlerimizi daha sağlıklı ve beğenilir biçimde sunmada moral verici desteklerinizi ve yapıcı eleştirilerinizi saygıyla karşılayacağımızı belirtmek istiyor tüm hemşerilerime Derneğimiz adına saygılar sunuyorum.    

 18 Eylül 2012 

  Mehmet ATILGAN

     Dernek Başkanı


2540 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

TEŞEKKÜRLER     19/09/2012 13:36

Her zamanki gibi okurken zevk aldığım bir yazı. teşekkürler Mehmet Abi.
ABDULLAH OKKIRAN

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı