• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
ANILARIN GÖLGESİNDE
03/08/2012
UÇHİSAR İÇİN- 4

Anıların Gölgesinde


Yıllar öncesinin bir yaz gecesi. Otobüsün her koltuğu dolu. Sabaha karşı üç- dört suları. Yolcuların çoğunluğu derin bir uykuda gibi bir algı içerisindeyim. Kimi kıvrıldığı koltukta sessizce uyurken kimi de, çevresini pek rahatsız etmeyen hafif bir horlamayı sürdürüyor. Bu durumdan ötürü uyuyamayan birkaç kişi koltuğunda bir o tarafa, bir bu tarafa dönerken; "yardımcıya hangisini söylesem de uyarsanın muhasebesini yapmakta". Otobüsün tekerinin asfaltla temasının çıkardığı hafif bir ıslık gibi, pürüzsüz ses kesintisiz olarak süratimizle orantılı biçimde azalıyor ya da artıyor. Yardımcı, elinde liste ile koltukların arasından sessiz olmaya çalışarak geçerken uyuyan birisine "biraz ileride ineceğini fısıldıyor". Kaptanın ayağını gazdan çektiğini motorun basınçlı sesinden anlıyorum.


Sekiz numaralı koltuktan; sol çaprazımda ve yolculara göre çukurda kalan, sigarasının her bitiminde yenisini yakan şoförü izliyorum. Kimsenin farkında olmadığından emin her çekişinin arkasından sol tarafında kalan açık pencereye eğilerek üflemekle, dumanın yolculara ulaşmasını ve yasağı da böylece atlattığını zannediyor. Elli civarında insanın can emanetçisi olduğunu düşünerek hoş görüyorum kaptanı. Kendisinin duyacağı şekilde ayarladığı pikaptan çıkan, Coşkun Sabah'ın, "anılar" şarkısı, uzakta esen bir step rüzgarı gibi yumuşacık okşuyor kulaklarımı: "Anılar anılar, şimdi gözümde canlandılar
Anılar anılar, beni hep ağlattılar"


Kadife gibi bir ses, gecenin sabaha kavuşmasının telaşını yaşadığı, serin, dingin bir hava, gözlerinizin önünden kayan yeşillikler, içerisi anılarla dopdolu yıllar ve Anılar....


Şimdi gözümde canlandılar


Beni hep ağlattılar.


İki bölümlü bir geçmişin içerisinden: Anımsananlar ve ağlatanlar.
Çocukluğumda dolaşıyor hayallerim ; dağ tepe birlikte koştuğum arkadaşlarım, anlaşmazlıklar ve kavgalar. Ama hep birlikte yaşanılan çocukluk ve gençlik yılları.


Birliktelik kadar olağan ayrılıklar. Yirmi yıl geçmiş aradan, otuz yıl. Anılarda karşılaşmalar, selam sabah iyilik haberleri. Önce sağlık olmuş merak edilen konu, sonra iş güç, çoluk çocuk ve sorumluluklar önüne katarak yılları unutturmuş. Özlemler yerli yerinde ve hiç kaybolmamış. İster tesadüf de! İstersen bilinçli olsun. İşte o dostla karşı karşıyasın. Komşu çocuğu, çocukluğun, uzun yılların beraberliğinde her şeyi ile tanışık, yüreğini sevgi ile dolduran, özü belli, kültürü benzeş arkadaşın. Otur bir yere, bana ne her şeyden diyerek "anıları canlandır!" Fiilen yaşananların üzerinden geç. Yoklukta bilinmeyenleri söyle ona!


"Anılar anılar şimdi gözümde canlandılar."


Yüreklerin sevgi ile dolu olduğu yaşamdır anıları canlandıran. Sevgidir özlemleri besleyen. Yüreğini gözünün içerisine bakarak açtığın, ayrısı gayrısı olmadan dillendirilen, adım adım her noktasının anımsandığı anılar. O günlerde görebilseydik bu günleri arkadaşlık, dostluk ilişkileri farklı olur muydu diye sorduğun, geçmişi buraya, şu ana taşıyan anılar.

 

* * *


Sağ tarafa bakarak yürüyorum. Sıralanmış, yörenin mimari tarzına uygun, hepsi de turizme hizmet veren taş yapı dükkanlar. Garaj girişinin hemen bitişiğinde Bakkal Yakup'un dükkanı geliyor gözlerimin önüne. Pancar kuyularının bulunduğu, aynı zamanda inek sürüsünün sabahları toplandığı alana yapılan üstü açık garajı hayal ediyorum. Onun girişinden başlayan, bir zamanların Turizm Lokali olarak hizmet veren ve garajın ön tarafında yer alan, çocukluğumuzda her gün düzenli olarak gelen gazeteyi okuyabilmek için Hüseyin ağabey'in iznini umutla beklediğimiz günleri anımsıyorum.


Gedik yönünde aşağı mahalleye doğru açılan yokuşlu sokağın başında duruyorum. Yeni pek çok anının canlanacağı geliyor aklıma...


Sol tarafta bulunan Kavunun Durmuşların evinin hemen başlangıcında bir dükkan mı vardı diye tereddüt ediyorum! Sağ tarafta; Kenan ve yaşar ağabeylerin evleri ile bitişik Beş Karışların evleri takılıyor bakışlarıma .Yokuşun dikleştiği bölümde Kör Pembelerin tarafına açılan sokağı görüyorum. Mustafa'nın kazara ölümünün açıklanmasına kadar ki, köyde yaşanan korku ve telaşı yeniden yaşar gibi oluyorum. Sağ taraf çıkmaz sokaktan, önde Hurşit Ağabey, hemen arkasından Adilin Oğlu Ahmet ağabeyi Nokta ile Virgül hesabı görür gibi olurken, meşhur kır bekçisi Halit Amca'ya takılmadan geçemiyorum.


Gedik'e kadar gelip uç noktasında durarak Aşağı mahalleyi seyrediyorum.... Burası mahallenin en önemli noktalarından birisidir diye düşünürken, hemen önümde başlayan uçurumu görerek irkiliyorum ve Uçhisar'ın tarihi kadar eski, Armutçu Bayırına üzerinde balkon gibi burnunu uzatan, Aşağı mahalleyi kuşbakışı izleme olanağı veren bu yerin tehlikesinin hiçbir dönemde giderilmemesine şaşırıyorum. Yine düşünüyor ve yüzlerce yıllık bir sürede üzücü bir olayın yaşanmamasını hayretle karşılıyorum. İnsanlar çok dikkatlidir, diyerek yorumlasak da, çocuklar bu tehlikeden nasıl korunmuşlar sorusunu sormadan yapamıyorum! Bu önlem bundan sonra alınabilir mi acaba diye düşünmeden edemiyorum.


Mahalleye doğru uzanan yola bakarken Kadıoğlu Yaşarların evlerine bakıyorum. Az bir yaş farkına karşın o zamanlar "ağabey" diye hitabım takılıyor aklıma, hemen arkasından yaşadığını bildiğim halde bir kez bile göremediğime üzülüyorum. O ve rahmetli İbrahim Çakır'ın, her evde kömür ütünün bulunmadığı günlerde temiz, ütülü, çeşitsiz ama şık giyimleri canlanıyor gözlerimde. Yatak altı ütüleme işlerini kesintisiz yürütmelerini takdir etmeden geçemiyorum. Deveci Ali Ağabey bırakır mı peşinizi!.. Sopa gibi bir ağacın uç tarafına yapılmış bir deve başı, tamamlayıcısı bir kaç sopanın iki kişi tarafından tutulup üstlerinin savan ve kilimlerle örtülerek yapıldığı devenin düğünlere kattığı coşku en heyecan verici haliyle sanki gözlerimin önünde: Mektep Önü'nde etrafını çeviren insanlara saldırması ile canlanan korku karışık heyecanı yaşar gibi oluyorum.


Hepsinde değil, bazı düğünlerin "Güveyi Hamamı" uygulamalarında ya da gelin eşikten ayağını attıktan sonra başlayan ve akşama kadar süren herkese açık "Dua" ile aynı gün öğleden sonra verilen "Gelin Azığı" yemeklerinin birisinde Mevlüt Ağabey'in; "yemek de soğumuş" sözü üzerine çorba kaşığını hızlı bir şekilde ağzıma atarak sofradan süratle uzaklaşıp bir daha yiyememem aklımdan hiç çıkmıyor.


Sürü Yolağı yönünde tırmanan Kaptan İzzet'lerin evlerinin bulunduğu kaldırım taşlı sokağın başında buluyorum kendimi. Değirmencilerin üç oğlu da aynı anda çıkıyorlar karşıma. Öbürlerinden daha çok ilişkili olduğum Salih Ağabeyle konuşuyorum. Çubuk Yolu üzerindeki un değirmenini tek başına,- benim gözlemimle- ne güzel işlettiği geliyor aklıma. Köyde şaraphane yok. Taskobirliğe üzümünü vermek için kooperatife üye olanların Nar'a kadar eşek sırtında yaş üzüm taşımalarını anımsamamak mümkün değil... Ve düşünüyorum da, köyümüzde değirmen olmasaydı ekmeklik buğdayları hangi uzak köylere taşıyacaktık, tahmin edemiyorum!


Mahallemizde çocukluğumun cami hocası Derviş Amca'dan aldığımız, yaz tatillerinde Kuran kursu günlerimizi, birlikte izlediğimiz mahalle arkadaşlarımı da unutmadan yeniden yaşıyorum.


Anılar anılar şimdi gözümde canlandılar...
Çok eskilere uzandığımı belediyenin, söylemlere göre uzun yıllar katipliğini yapmış Ömer Amca'yı anarak anlıyorum. Geliyorum, evinin alt katında, ön kısmı üzüm asmalı dükkanında mahallenin berberi İhsan Amca'ya. Aynı zamanda bir kerpetenle, az bir diş ağrısı ile de olsa gelenlere tek seçenekli tedavisini uygulayarak en hızlı şekilde acılarını dindiren, yetenekleri ve becerileri ile insanların sorunlarını o günün koşullarında çözümleyen güzel insanları bir daha anılarımda yaşatıyorum.


İki tarafına üçer testi atılmış ağaç heybeli bir eşek geçiyor önümden. Yularını çeken beyaz çarşaflı bir kadın. Büyük bir olasılıkla çalışmadan gelmiş, evde su yok. Yollar yokuş, elde su taşımak birkaç kez inip çıkmayı gerektirecek. Buna hem zaman yok hem de güç. Ne yapabilir? Hazır eşeği de bağlamamışken su işini halledeyim diye düşündüğüne yüzde yüz eminim. Aşağı mahalle çeşmesinin Gemril Dağı'ndan kaynaklı buz gibi suyunu doldurarak, ev işlerini eksiksiz yapmadıktan sonra dinlenmenin olanaksız olduğunun bilincinde olduğunu ben de biliyorum. Sonra, dedelerimize okul görevi yapmış, ardından mahallenin kahvehanesi olarak kullanılan tek katlı, çatal kapılı binanın eşiklerinde toplanıp, o sıralar sinemaya giden birisinin anlattığı Türk filmini heyecanla izlediğimiz günlere geçiyorum.


Anılar anılar şimdi gözümde canlandılar.


Bakışlarıma o büyük insanlar takılıyor. Sanayinin ülke ekonomisine katkısının hissedilmediği yıllar, verimi düşük topraklarda; kirizma yaparak, seki duvarı örerek üretimini artırıp muhannete muhtaç olmadan onuru ile yaşamını sürdürmeyi başarabilen güzel insanlar.
Esnaf Sokağına açılan üçlü yolun ortasından yavaş yavaş ilerleme niyetime karşın orada duruyor kendimi uyarıyorum, "dur hele uzun hikaye" diyor içimdeki ses!


Ve... birer birer sonsuzluğa doğru uzaklaşarak kaybolurken dönüp dönüp son bir kez daha baktığım yüce insanların önünde en içten saygı dürtüsüyle eğiliyorum.


Anılar anılar beni hep AĞLATTILAAR.


Mehmet ATILGAN

Temmuz 2012-07-22



1677 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı