• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
MUTLULUK HALLERİ
10/07/2012
                                        -MUTLULUK  HALLERİ-                     

          Kamil, yeni taşındıkları evin bahçesine ektiği sebzelerle oyalanırken, kafasını kaldırmış evin çatısını inceliyordu. Kiremitleri yeşil renkli olandan seçmiş, doğaya bu rengin daha uyumlu olacağını düşünmüştü. Kiremitlerden düzgün yerleştirilmemiş olanı var mı yok mu inceden inceye bakıyor, çatıdan yere kadar duvara monte edilerek indirilen deşarj borularının bağlantılarının yapıldığı yerlerde yanlış işlem var mı dikkat ediyordu. Her işlem noktasında durarak tekrar tekrar bakmasına eşi tepki gösterdi ama Kamil bağ bahçe işlerinde de yapardı bunu. Salkıma bir karış uzunluğunda örülmüş üzüm taneleri, dikildiği yerden kafasını göstererek uzanan, beyaz, açık yeşil filizler, budanacak dalın hangisi olacağına karar verme esnasındaki incelemeleri yavaş olurdu hep. Dingin, sakin, huzurlu bir incelemeydi bunlar. Torununu da karşısına alıp, yüz hatlarının en rahat, en gerilimsiz, en mutlu biçimiyle ve uzun uzun seyretmesi, kucağına alarak bahçedeki gezintileri de, gördüğünde tepkisine neden olan olaylardı.

 

         _ Kamil! O kadar oyalanmaya zamanımız var mı? Bırak da işine dön, nasıl bitecek bu işler?

 

         Haklıydı kuşkusuz emektar eşi. Hep koşturmayla yürütülmüştü bu işler. Köy yerinde boş zaman olmadığı gibi öyle düğün evine gider gibi savsaklanmak da yoktu. Ama insan sevdiği işlerde savsaklanabilir, ne bileyim sanki bitmesini istemiyormuş gibi bir duygunun derinine inerek etkisinde olabilirdi. “Bel”li, kürekli çalışmalarda Kamil’in nasıl çalıştığını bilirdi ama haklı olarak belki de, her işin hızlı yapılmasını istiyordu.

 

          Yeni evini çok seviyor, varlığından huzur duyuyordu Kamil. Pencereler penli idi. Kapılar en güzel görünümlü en kaliteli ağaçtan yapılmıştı. Kapattın mı her tarafı sanki arabanın içi gibi, su değil havayı bile sızdırmazdı. Çocukluğundan beri uzun yıllarını geçirdiği eski evlerini de çok severdi. Babasının,dedesinin büyük dedesinin de mekanıydı o ev. Kamil oyun bozanlık yapmış, yeni ev sevdasına yabancılara satmıştı. Yeni evin bedelinin iki katı para vermişlerdi. Zaten eski mahalle evleri çok kıymetlenmişti. Satın alan Fransız’ın pazarlık yapıldığında yaşadığı sevinci hiç unutmuyordu. Nihayet eski bir ev almıştı. Hoş, eskidikçe, yıkıldıkça değerleniyordu. Kamilin bir türlü anlayamadığı durum buydu!  İstenilen şekilde yenilenmesi bedeli üzerinde bir harcamayı gerektirecekti. Çoğu kaya damlardan oluşan, kapısı mandallı, eski püskü bir ev.

 

          Pazarlık yapıldıktan sonra yabancı ne kadar mutlu ise Kamil de o kadar mutlu idi denilebilir. Ev, eskiden akla bile gelmeyecek bir bedelle satılmıştı. Yeni bir ev hayalini istediği şekilde gerçekleştirebilecek hatta, ahir zamanına  kalacak bir miktar paraya da kavuşmuştu. Yine de aile ocağının satılması Kamil’de, belli etmemeye çalıştığı ve her ev konusu gündeme geldiğinde içini sızlatan bir burukluk yaratmıştı. Çocukluğundan beri adım adım her köşesine bir anının gömüldüğü, en sevdiği insanlarla acı tatlı günlerin yaşandığı yerdi orası. İstediği zaman doğup büyüdüğü evi görebilirdi ama sevdikleri ile bir an bile bir araya gelerek herhangi bir köşesinde oturamayacak, o mekanda hayallerinde de olsa bir araya gelemeyecekti.

 

           Atalarına yaşadıkları sürece konut görevi yapmış, uzun sayılabilecek ömründe ne yaşamışsa ve kiminle yaşamışsa tanıklık eden yerdi satılan. Ama bir taraftan da seviniyordu Kamil. Kültürünü, geleneğini arkada bırakarak uzaklaşmıştı köklerinden. Buruktu falan ama seviniyordu işte. Memleketini terk etmemişti ya. İşte ebedi mekanları, işte ecdadının mülkleri. Hepsi de bir adım uzaklıktaydı. Biraz daha çağdaş, rahat yaşama özlemi çok mu görülecekti!    

   

                                       

           İklimi farklı, yaşam biçimi farklı,görgüsü, göreneği farklı bambaşka dünyaların insanları; tarihi, dünya görüşü ve inancı farklı kültür kalıntılarının üzerinde yeni bir yaşama başlamanın heyecanını dolu dolu yaşarken,uçacak gibi mutluydular. İki yabancının mutluluğuna vesile olan olay çok garip ve ilginçti. Olayın gerçek boyutlarının, çelişkilerin, iki toplumun da doğru ve yanlışlarının   belirlenebilmesi; bir Türk ile bir Fransız’ın birey olarak ve toplumsal açıdan irdelenmesi ile açıklanabilirdi. Bu etkileşim turizm sayesinde yaşanıyordu ve yaşanmalıydı! 

 

                                       *    *    *

 

            Üç kardeşin en büyüğü idi Kamil. En küçük kardeşi okumuş, bir kamu kuruluşunda yeni göreve başlamıştı. Tahsil yapınca onu köy yerinde tutmak kendi isteğine bağlıydı. Oteller, pansiyonlar çalışmak isteyene iş çoktu. Kasabada, turizm sayesinde işsizlik yok denecek düzeyde seyrediyordu. Ama o, daha küçükken kafasına koyduğu büyük şehirde yaşama özlemini karşılamak istiyordu. Bekardı. Kamil’in düşüncesine göre, yarın kendisi gibi bir memurla evlenir hayatını kurtarırdı. Onunla ilgili hiçbir kaygısı yoktu.

 

            Diğer kardeşi de şehir diye tutturup yollara düşmüş Ankara’da  özel bir kuruluşta çalışıyordu. Kamil’i düşündüren, zaman zaman keyfini kaçıran duyguları yaşaması bu kardeşi yüzündendi.Kendisi gibi okumamıştı. Meslek sahibi değildi. Tüm ülkede kardeşi gibi niteliksiz insanların bolluğu herkes tarafından biliniyordu. Ne yapabilirdi? Ne yapacak, Ankara’da yaşama kararı devam ediyorsa çalışacaktı. Asgari ücretli bir işti çalışacağı. Aldığı ücret kirasını karşıladıktan sonra geçimine yetmeyecek, ek gelir gereksinmesi duyacaktı. Özel sektörde çalışma koşulları bu şansı kendisine vermediği için ağabeyine muhtaçtı. Resmi kurumlar ve kurumsal nitelik kazanmış büyük kuruluşlar yasal çalışma süreleri dışında fazla çalışmaların karşılığını çalışanına ya ödüyor ya da normal çalışma saatlerine uyarak ek kazanç için zaman bırakıyordu. Kardeşinin çalıştığı yer ve genel olarak özel sektörün çoğunluğunu oluşturan küçük iş yerleri çalışma saatlerine uymadığı gibi çalışanın yasal haklarını da gözetmeyen bir uygulama yürütmekteydi. Günde asgari ücret  karşılığında  oniki hatta daha fazla çalışan pek çoktu.

 

          Kendi koşullarına uygun aynı iş yerinde çalışan bir bayanla masraflarını ağabeyinin üstlendiği bir düğün yaparak evlenmişti.İki kişi çalışınca ekonomik sorunların üstesinden gelebileceklerini zannederek mutlu bir çift görüntüsü veriyorlardı. Bu gün için haklı olabilirlerdi ama aile fertleri çoğaldıkça koşulların olanaksızlığı anlaşılacaktı. Onların bu günkü mutlulukları Kamil’i de sevindirmişti.

 

          Ev satışından kalan paradan iki kardeşine de bir miktar vermeyi düşünüyor, “her yıl kış kayıtlarını sonbaharda gönderirim, geçimleri kolaylaşır,yeter ki, huzurları bozulmasın” diyordu.

 

           Rahmetli annesi babası yaşarken çocuklarına düşkünlüklerini biliyordu. Kamil’in ağabey olarak onları koruyup kollaması yönünde uyarılarını, öldükten sonra büyüklük sorumluluklarını unutmaması yönünde nasihatlerini bir bir anımsadı. O zamanlar turizmin kasabaya sağlayacağı olanaklar kimse tarafından öngörülemediği içindir ki, büyük kardeş olarak ata ocağını tüttürmek ağabeylerine düşer diye düşünülmüş, ev Kamil’e bırakılmıştı. “Yeni evini anne baba yadigarı olarak düşünüyor, eskisine göre daha konforlu oluşunu şansına yorumluyordu. Kalan paranın paylaşılması ile de hak yerini bulmuş olacaktı. Bağ bahçe ve kalan mülkler üç kardeş olarak istedikleri zaman paylaşılabilirdi. Buyursunlar, gelsinler mallarının başında bulunsunlar!”

 

            Kamil bunları düşünürken,Orta Anadolu’nun koşullarında tarım yapmanın ne demek olduğunu onların da bildiğini, iki çocuğunu bu ortamda nasıl yetiştirdiğini, öğrenimlerinin tamamlanması için eşi ile el ele vererek verdikleri mücadeleyi hiç değilse kardeşlerinin bilmelerini çok istiyordu.

 

             Mart ayı ile birlikte başlardı koşuşturma. Son güz buğday ekimine kadar neredeyse toprakla güreş tutmak gibi bir şeydi yaptıkları. O koşullarda iki çocuk yetiştirmenin güçlükleri bu günlere gelince unutulmuş gibiydi. Soğuk alırdı, yağmur yağmazdı, bereketli yılların ürünlerinin değerlendirilmesi, ambarlarda saklanması, pazarlanması emek istiyordu, güç istiyordu. Mutluydu Kamil ailesiyle, kimseye muhtaç değildi. “Doğanın içerisinde toprakla savaşarak sürdürülen atalarımızın yaşam biçiminden uzaklaştıkça mutsuzluğumuz artar” diyordu. Kendisinin ve ailesinin sağlıklı durumunu doğa ile iç içe olmalarına bağlıyordu.

 

             En küçük kardeşi evlenmemişti. Özellikle Kamil’in ısrarlarının bir yararı olmamıştı. “Ben böyle mutluyum, üzerime gelmeyin” diyordu. Her yıl tatilini ağabeyinin yanında geçiriyor, Kamil’e de yardım ediyordu.

 

            Ortanca kardeşinin iki çocuğu olmuş, eşinin bir kreş ve ana okulunda çalışıyor olması sayesinde ikisini de büyütmüşlerdi. Onlar da sık sık memleketi ziyaret ederlerdi.

              Kamil, iki kardeşinin de yaşamlarından memnun olmasına çok seviniyordu. Bir kez bile karşılıklı anlaşmazlık yaşamamalarından büyük mutluluk duyuyordu. Babalık görevi gibi bir şeydi yaptığı. Her sorun görüşülerek çözümleniyor, her sıkıntıda üç kardeş Kamil’in öncülüğünde, her görüş dikkate alınarak, birlikte hareket etme disiplin ve ilkesinden ödün vermeden sorunsuz ve mutlu “büyük aile” yaşamı yürütülüyordu.                  

                                                        Mehmet  ATILGAN

                                                        TEMMUZ-2012



1119 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı