• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
UCHİSAR İÇİN - 3
10/04/2012
                                           UÇHİSAR   İÇİN                                                                                          

-Ağlama ! Ağlama diyorum sana. Ağlamasana be!    

İlkokul beşinci sınıf  Türkçe kitabında bir okuma parçasında geçiyordu bu diyalog. Okuma parçasının adı yanılmıyorsam, “Vatan hasreti” olacak.      Suudi Arabistan’da, ailesini kaybetmiş bir çocuğun yaban ellerde yaşamını sürdürürken, sığındığı ailenin Türkçe bilmemesi nedeniyle, kimseyle konuşma olanağı bulamazken, ayakkabısını boyatmak için  tabureye oturduktan sonra boyacının Türk olduğunu anlaması, ilk kez Türkçe konuşan birisi ile karşılaşması ile ağlamaya başlayıp kendisini tutamayarak, boyacının müdahalesine karşın hıçkırıklarının önüne geçemeyişi ve yürek paralayan hıçkırıkları.Boyacının,      

 _ Ağlama, ağlama! Ağlama diyorum sana. Şeklindeki yalvarırcasına durdurmaya çalışması, vatan hasretinin bir çocuğu bile nasıl bir ruh hali ile baş başa bırakabildiğini görmem açısından bende unutulmaz bir ilkokul anısı olarak kalmıştır. O günden beri de “vatana ayak basar basmaz toprağı öpenleri” hep anlamışımdır.        

“Vatan sevgisi”dir bu.                             

 Farkına varmadan, nasıl geçtiğini bilmediğimiz çocukluğumuz. Küçüğüne sevgi, büyüğüne saygı dolu ilişkilerle geçmesi gerekirken, başımızın göklere ulaştığı, büyüklerimizi kaygı dolu halleriyle sürekli peşimizden koşturan, en çok da annemizin ilgisinde, babamızın yönlendirmesi ile bitmeyen uzun gençlik yılları. Küçüklerimizi sahiplenmeye çalışırken büyüklerin ilgisinden zaman zaman bunaldığımız, içerisinde yaşarken,” hayal sevgililer”in başımızı döndürdüğü, geleceğin umutlu bekleyişini süsleyen koşullarında sabırsız ve geçmek bilmeyen zamanlar. Bencilliğin ve çevreye ilgisizliğin en yoğun yaşandığı yaşam kesiti. Bizim sevinçlerimizle mutlu, üzüntülerimizle dertli, gözü üzerimizde farkına varamadığımız can insanlar. Onlardır,tozlu, çamurlu yolları geçerken hemen arkamızdan gelen rehberlerimiz.Her başımız sıkıştığında başvurduğumuz, can pahasına önümüze düşenler onlardır. “Evladın var mı, derdin çok” serzenişinden keyif alanlar. Yaşamın kıvrımlı yollarında sadece onlardır süt beyazında lekesiz, duygularımıza destek ve moral kaynağımız.          

Doğal mıdır bu? Eğer öyleyse, yarın sıra bana da gelecek, ben de çocuklarıma karşı aynısını yapacağım demek kolaylık olmaz mı? Madem ki, çark böyle dönüyor kaygılanmak niye? Yaklaşımı herkes için mutlu olmasını istediğimiz yaşamın kıyısından, ortasından yaralanmasını sağlamaz mı? Herkes özünde sorunsuz bir dünyanın hayalini kurmamış mıdır? Üstelik en yakınındakiler, en sevdiklerini içerisine alan bir dünya!           

Öyle olur, böyle olur. Anlayışlar farklı farklı belirlenmiş, ilişkiler de değişik biçimlerde yaşanmıştır. Esas algı, gerçeği anlama ölüm haberi ile kendisini gösterecektir. Yüreğini ateş gibi kavuran acının diğer aile fertlerine yaptıkları ile parçalanmış bir duygu dağılımı yüreklerde sürekli yaşanan bir dert şeklindedir.             

Yok oluş keşkeleri başlatacak, çaresiz çırpınışlar hiçbir şekilde peşimizi bırakmayacaktır. Ölenle beraberliğimiz, bizi baş başa getiren duygularımızda ve bize özel olacaktır. Geri dönüşü olmayan pişmanlıkların yüreğimize çöktüğünü ve bizleştiğini göreceğiz. Yaşama özlemi önündeki bu engel hep bizimledir artık.               

 “zaman;”yaşanan süreçte ilaç gibi tedavisini yürütürken, dalgın ve unutkan anlarımız yaşamdan  parçalar olarak yerlerini alacak, bize özgü duygusal anların yerini alan yaşama sevincine zamanla ve yavaş yavaş dönüşecektir.               

 Efkarlanma, dolukma, zaman zaman ağlama halleri kişinin yaşamı boyunca beraberinde yaşattığı , şarkılara anlam veren, özlem duyulan bir ruh hali olarak kalacaktır. Bu da “ Aile sevgisidir.”                                                                    *    *    *               

 Çukurunda  yer yer karanlık ve dar geçitleriyle uzanan, serin kaya kovuklarından süzülen buz gibi sularıyla vadileri, yükseğinde yöreye armağan, ilk görenlerin inanılmaz olarak niteledikleri Kapadokya Dünyasına “kuş bakışı seyir” olanağı sunarak en yüksek noktada sabitlenmiş, balonların kıskandığı “Ağanın Kale.” Yanardağ “tüf”lerinin önce yüzlerce derece ateş ırmakları gibi akarak kapattığı, binlerle ölçülen zaman sürecinde iklim koşullarının sıcağında, soğuğunda, karında, yağmurunda aşınarak, yüzeyleri sarı, kırmızı, beyazın tonları renklerde  oluşan vadileri ve peri bacaları ile eşi ve benzeri bulunmayan, (M.Ö) yüzyıllardan geçerek bu günlere ulaşan sayısız medeniyetlere yurt olmuş, mekan olmuş efsunlu bir bölge.                                                       

Vakit akşama doğru, çık Ağanın Kaleye birde oradan seyret gurubu. Dön batıya, sonra kuzeye-doğuya, güneyinde birbirinin devamı gibi uzanan Gemril, Oylu dağlarını gör! İn aşağıya, otur bir retauranta söyle bir, yanında biber turşusu ile tandır paklası. Doymadıysan sor burasının özel yemeklerinden ne var diye. Pekmezini mutlaka üstelik yap! Kaygılanma! Yediğini eritebilmenin yolu var. İn  Güvercinlik Vadisi’ne, mutlaka savaklardan geçerek ta Göreme’ye kadar yavaş yavaş her güzelliği sindirircesine inceleyerek dünyanın en özel yürüyüşünü yap!                Uçhisar burası. Güzelliğini teşhir etmek için yükselmiş, kendisini saklamayan, her Kapadokya ziyaretçisine “ben buradayım” diye bağıran, rakiplerine yukarıdan bakan, sorumluların, hak ettiği ilgiyi göstermesini onlarca yıldır sabırla bekleyen eşsiz belde.                

 Atalarının;  olanakların en kısıtlı olduğu zamanlarda, teknolojinin kol gücünden başka seçenek  bırakmadığı, gezelim görelim anlayış ve olanağının bir anlamda olmadığı çağlarda, toprağı verimsiz bu yörede muhannete muhtaç olmadan var gücüyle ve gecesini gündüzüne katarak kesintisiz çalışmasının ödülü olabilir mi bu günkü durum? Diye sormadan edemiyorsunuz!                    

 Uzun yıllar Uçhisar’da yaşayan hemşerilerimin; bıkkınlık yönünde sızlanmalarının Uçhisar’dan kaynaklanmadığını, farklı ortamlarda geçici de olsa yaşayabilme özleminin duygulara baskısından ileri geldiğini biliyoruz. geçmişinde yöremizle küçücük de olsa bir bağlantısı olanların yaşadığı ortam ne kadar güzel ve tercih edilen mekanlar da olsa anımsamalarını derin iç çekmelerle geçiştirmeye çalışırken, özleminin her geçen gün kabardığını biliyordur.                   

Buna da; “Uçhisar ya da memleket sevgisi” diyebiliriz.   

                                                                                   MEHMET ATILGAN

                                                                                        NİSAN/2012



1546 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

ELLERİNE SAĞLIK     10/04/2012 16:43

Farklı bir bakış açısı ile Uçhisarımızı bu kadar güzel anlattığınız için eline sağlık, teşekkürler...
ABDULLAH OKKIRAN

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı