• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uchisarlilardernegi
MEHMET ATILGAN
mehmetatilgan47@gmail.com
EŞ-DOST TANIDIK
08/02/2012


EŞ-DOST TANIDIK

1970'li yılların sonu. Şimdilerde Türk Telekom'un genel müdürlük olarak kullandığı tesislerde faaliyetini yürüten PTT Eğitim Merkezi'inde çalışıyorum. Oda arkadaşım Kamil Bey bizden daha yaşlı, mesleğini iyi bilen, beyefendi bir ağabeyimiz. Özellikle insan ilişkilerinde dengeli, nazik, konu ve diyalog hangi ölçülerde olursa olsun o, tarzını ve tavrını değiştirmez, hep beyefendi konumundadır. Büroda karşılıklı otururuz. Ondokuz yaşındaki biricik oğlunu o meşum hastalık elinden almış. Çevresine belli etmeden yüreğinde yandığını bildiğimiz ateşin hararetini bastırmaya çalışarak kıvrandığını, kendisini daha yoğun işine vermesinden, başını kaldırmadan çalıştığı halde çalışma saatleri sonunda da evine iş götürmesinden anlıyoruz. Ara sıra kaldırır başını, benim arkama gelen duvarda asılı oğlunun, fotokopi olarak çoğaltılmış siyah-beyaz fotoğrafına bakarak bir süre durur ve her seferinde de; "yine kara kara bakıyorsun oğlum" cümlesini tekrarlardı. Kamil Ağabey'e karşı nasıl davranacağımı hiçbir zaman bilemedim. Ev Hanımı olan eşi, sık sık telefonla arar ve talimatını, Kamiil! Diye başlayan cümlelerle verirdi. Telefon benim masamdaydı. Çaldığında tahmin eder ve alo demeden ona uzatırdım ahizeyi.

Kamil Bey, her seferinde hanımının olur olmaz istek ve serzenişlerine sükunetle ve sabırla yanıt verir, çalışmasına dönerdi. Eşinin istekleri, telefondan duyulan seslerden anlardım; daha çok bakımını üstlendikleri kayın validesi ile ilgili olurdu. Daha bir kez, sert yanıt verdiğini ve hayır dediğini duymamıştım. Günlerden birisinde, Kamil Bey'in çalışmaya gelmediğini gördük ve merak ettik. Mesaisini hiç aksatmazdı çünkü. Sonra kayın validesinin öldüğü haberi geldi.

Cenaze, Hacı Bayram Camiinden kaldırılacaktı. Tüm mesai arkadaşları olarak cenazeye gittik ve gereğini yapmaya çalıştık. Kamil Bey fazla bir izin kullanmadan işine döndü. Zaten yıllık izinlerinin çoğunu kullanmaz, yakardı. Aradan epey bir süre geçmiş Kamil Bey yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı. Bir gün nereden açıldı bilmiyorum, eş dost tanıdık üzerine konuşuyoruz. Belkide ilk kez uzun süre yüzüme bakarak,

"Mehmet Bey sana bir şey anlatacağım" dedi ve gözleri oğlunun üzerinde olmadan yüzüme bakarak anlatmaya başladı...
"Kayın validenin cenaze işleri ile uğraşıyorum. Mevtâ, cenaze arabasından alınarak musalla taşı üzerine konulacak. Bir ben varım, tanıdık bildik kimse yok. Şoför yerinde oturuyor, kendi aleminde. Zaten olsa iki kişiye daha ihtiyaç var.Yok Yok.Şaşırdım kaldım. Son görevler bunlar. Sizler daha sonra geldiniz. Orada, dilenci kılıklı çocuklar var onlara rica ettim. Para istediler, aranır mı? Öylece cenazeyi taşıdık. "Taşıdık ama o süre içerisinde yaşadığım yalnızlığı, çaresizliği, insana, tanıdığa olan ihtiyacı hiç unutamam."

O zamanlar belediyelerin cenaze hizmetleri şimdiki gibi değildi. Cenaze sahibi koşturur dururdu. Kamil Ağabey'e karşı, cenazeye biraz daha erken gitmediğimiz için hep mahcup hissederim kendimi.

Bu olaydan birkaç yıl sonra yaşanan bir başka olay da konumuzla ilgili olarak hep etkilemiştir beni: 12 Eylül İhtilal'i olmuş, çoğu siyasiler yasak kapsamında. Seçme seçilme hakları ellerinden alınmış. Zincirbozan'a gönderilmişler. Turgut Özal yapılan seçimleri kazanmış, eski siyasilerin yasaklarının kaldırılması tartışılıyor. Ve yapılan referandumda yasaklar kıl payı bir farkla kalkıyor. Yedi yıla yakın bir süre her türlü siyasi etkinlikten uzak kalan, 12 eylül öncesi ülke yönetiminde etkin rol oynamış siyasiler yoğun bir çalışma içerisinde eski günlerini aratmayacakları sinyalini veriyorlar. Yakında genel seçimler yapılacak, yönetimde kim söz sahibi olacak belirlenecekti. Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi iktidara en önde olarak koşturan parti görünümünde. Darbe öncesinde Nevşehir'e birkaç kez gelerek mitingler düzenleyen Sayın Demirel, genel seçimler öncesinde bir toplantı daha yapacak ve o toplantıda konuşacak, tarihi de belirlenmiş.

Kasabamızda, CHP'liler, Doğru Yolcu'lar ve diğerleri belli. Önde gelen partililer herkes tarafından bilinir. Mehmet Tekin de önde gelen Doğru Yolcu'lardan.

Miting başlamış Demirel kürsüde, konuşmasını yapıyor. Bir ara kalabalığa doğru bakarak bir noktaya odaklanıyor ve "Tekin, Tekiin gördüm seni. Şöyle kürsüye doğru yanaş da seni yakından göreyim, epey de gocamışın
Haa !.." Diye seslenir. Ondan hemen sonra da öbür tarafa dönerek, "Hökümet Ana, Hökümet Ana, sen de yaklaş bakim!".. Der. Hökümet Ana da Kaymaklı'nın ileri gelen partililerindendir.

Bilvesile dinlediğim bu olayı hiç unutmadım. Mesele Sayın Demirel'in hafızası değil. O, takdire şayan kuşkusuz. Her anı yoğun insan ilişkisi ile geçen bir insanın yıllar sonunda sayısız insan içerisinden nadir görüştüğü birilerini seçip isimleri ile hitabetmesine ne denir? Mesele, üzerinde durulması gereken konu, "Mehmet Tekin ve Hökümet Ana'ın bu olaydan sonra yaşadıkları mutluluk, tanımlanması güç hazlarıdır." Böyle bir ilişkinin sahibine sağladığı yarar ölçülemez gibi geliyor bana. Olayın muhatapları da ölünceye kadar saygı ve bağlılıklarını sürdürmüşlerdir diye düşünüyorum. Hökümet Ana yaşıyorsa uzun ömürler diliyorum.
Bir devlet dairesinde, bir hastanede ya da ziyaret edeceğimiz bir başka şehirde, bu tayinen gidiş de olabilir, hemşerimiz var mı, yakın dostlarımıza sorarız bir tanıdığı, bildiği birisi var mı diye. Varsa, ilk işimiz onu görmeyi istemek olacak, ilk ziyaret edeceğimiz kişi o olacaktır. Görüştüğümüzde de sevinç büyük bir olasılıkla karşılıklı yaşanır. İşinizde yardımcı olmuştur, yorulmuş, sizin için zaman kaybetmiştir. Bu, karşı tarafta bir angarya olarak algılanmaz. Bir tanıdığına, bir hemşerisine yardımcı olmanın mutluluğunu yaşayacaktır. Normal koşullarda her insan böyle düşünür. Yardımlaşmalar karşılıklı olarak yürütüldüğünde de dostluklar pekişir, çabalar, her iki insanın yakın çevresini de kapsayacak şekilde yaygınlaşacak, ilişkiler yararlanılan etkinliklere dönüşebilecektir. İnsan, kendisine yapılmasını istediği her şeyin kendi davranışlarında saklı olduğunu unutmamalıdır.

Burada, başta insanlara olmak üzere bu amaçla oluşturulan kuruluşlara büyük görev ve sorumlulukların düştüğünü biliyoruz.

Sivil toplum kuruluşları (STK); insanlarla ilgili hak, istek ve gerekliliklerde yasaların, amacına uygun olarak uygulanması, yasalarda yer almayan ancak toplum düzeninin sağlıklı yürütülmesi için yerine getirilmesi bir anlamda zorunlu etkinliklerin düzenlenmesi, bu anlamda insanlara hizmet için oluşturulmuşlardır.

Her şey insan için, insanın mutlu, en az sorunlarla yaşamını sürdürebilmesi için. İyi insana, eşe, dosta, tanıdığa ihtiyaç duyulduğunu unutmadan sevgiyle, umutla ve güzelliklerle dolu bir yaşam için, sorumluluklarımız ve her birimize düşen görevleri yerine getirebilme heyecanımızın kaybolmaması için,

En içten dileklerimiz ve saygılarımızla.


Mehmet ATILGAN
Şubat - 2012

 

 

 

 



1696 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÖYKÜLER- 5 (KUTSAL IŞIK) - 03/04/2017
Köylerinin üç tarafı aynı yükseklikte üç dağ ile çevrili idi. Köyden birileri düşündüler
ÖYKÜLER 4 - " ACI HAYAT" - 26/10/2016
İsteksiz bir ruh hali adeta çökmüştü üzerine. Anımsadıkları,bir duygu boşalmasını tetikliyordu.
UÇHİSAR İÇİN - 15 "Masalcı Teyze" - 30/03/2016
“ Bir varmış, bir yokmuş Bunun demesi pek çokmuş Evvel zaman içinde,
ÖYKÜLER -3 (KORKU) - 01/02/2016
Yanında tek dostu olarak bildiği arkadaşı ile söve taşının kenarına oturmuş, sokağın görünen en son noktasında beliren kişileri izliyordu. Arkadaşı her gün olduğu gibi
İZMİR BULUŞMASI- Rüya Gibi - 03/11/2015
Cep telefonunun sadece öngörülebildiği, televizyon yayınlarının siyah beyaz olarak ve programlı yayımlanabildiği yıllardı
OLMAZ OLMAZ -4 (Yeniden Anılar) - 10/06/2015
Dağcılık ya da maraton koşusu denebilir… Zaman, yaşamın sorumlulukları ile baş başa kaldığımız yıllar
TORUN - 20/04/2015
Anne baba, ağabey v.d. yani büyüklerin tamamı, çocuk yaşı denilebilecek çağımızda kişilik oluşumunun gerçekleşmesinde yardımcı ve tamamlayıcı öğelerdir diyebiliriz
KAYGI VE UMUT - 28/01/2015
Kar atıştırıyordu. Öncesi yağmurla başlayan, sonrasında her bir tanesi kolayca seçilebilen tiftmiş pamuk yumakçıkları.
UÇHİSAR İÇİN (14) - KALANLAR VE GİDENLER - 26/11/2014
Yıllar öncesi yaşananlar anılar olmuş, unutulanlar yok artık ama unutulmayanlar hayal dünyamızı süsler dururlar
 Devamı